Hoş geldiniz!

Benim derdim ne?

Muradım orada burada gördüklerimi, gözüme çarpanları ,gözüme batanları,gözden kaçanları, gözüme girenleri, özellikle basındaki Türkçe yazım ve söyleyiş detaylarını,habercilik hatalarını,sevaplarını yazıvermek...

Kimseyi kırmak,aşağılamak yok...

Eleştirilerin zekice ve efendice yapılanları kabulüm..

Saygılar...








10 Ocak 2026 Cumartesi

Satvet Lütfi Tozan


 Satvet Lütfi Tozan

Ben şimdiye kadar bu denli çok sıfatı olan, bu kadar çok olaya karışan, bu kadar farklı çevreyle ilişkisi olan birini görmedim, okumadım.

1889 yılında Bosnalı bir ailenin çocuğu olarak doğar.Çok gençken Balkan Harbi sırasında hükümeti devirmek için kurulan bir derneğe üye olur.hapis cezası alır,sürgüne gönderilir,Bodrum’da bir süre zorunlu ikamet eder.Türkiye’nin ilk toplumbilimcilerinden Prens Sabahattin’in en yakın adamıdır.Prens’in İsviçre’de ölümüne kadar bu ilişki sürer.Prens’in ailesine ise yardımı daha sonra da devam edecektir.Askeri rüştiye ve Hukuk Mektebi’ni bitirir.Hayatının en önemli diğer olaylarını kısa başlıklarla anımsayalım

İttihat Terakki döneminde hükümetin Fransa’dan borç alma girişimlerine aracılık. Mondros Mütarekesi sürecinde İngiliz amirallerle görüşme.Kuvayı Milliye için Fransa’dan silah temininde çalışma.1920’den sonra Türkiye’deki ticari faaliyetlerin neredeyse bir numaralı adamı.Ankara’ya yerleştikten sonra Fransa,Almanya,İtalya,Belçika ve İngiltere’nin petrol,maden ve silah firmalarının temsilcisi.Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin açtığı devlet ihalelerinde teklif veren.İstanbul’daki Emirgan Korusu ve içindeki köşkler gibi sayısız gayrimenkul.Fransa ve İngiltere’de evler ve fabrikalar.Bir dönem Londra’daki Ritz Otel’de özel dairesi vardır.Bir ara filmcilik işleri,ortağı Muhsin Ertuğrul.1940yılında Finlandiya fahri konsolosu.Bu kimlikle 2.Dünya Savaşı yıllarında rahatça seyahat özgürlüğü.Almanlarla ilişkisini kesmeden Rumen,Macar ,Yunanlı ve Yugoslav muhaliflerle temas,aralarında Mareşal Tito ve eski Arnavutluk Kralı’yla dostluk.Yugoslavya çevresinde hala “Belgrad’ı kurtaran Türk “ olarak tanınıyormuş.Almanlardan Belgrad’ın bombalanacağını öğrenince bu haberi Churchill’e uçurmuş,bombalamaya engel olmuş.Gene bu yıllarda İngiliz istihbaratının adamıdır.O sırada Budapeşte’de bir süre hapis yatar.Ama görevlilere o kadar çok rüşvet verir ki bu durum pek uzun sürmez.Aynı yıllarda bu ülkelerde ticari faaliyetleri de devam eder.1950’li yıllarda Kıbrıs meselesi çıkınca bu konuda başta The Times olmak üzere pek çok gazeteye makaleler gönderir.Tozan anlaşıldığına göre pek çok olaya kendisi müdahil olmuştur,kimse onu zorlamamıştır.

Emirgan Korusu 1940’lı yıllarda o Balkanlarda kuryelik ,casusluk ,ticaret işleriyle meşgulken kamulaştırılır.Zengin bir Alman fabrikatörün kızı olan eşi Zeynep Hanım,bu kamulaştırma parasıyla bugün özel bir sağlık kuruluşunun bulunduğu Villa Tozan’ı alır.Villa’nın yanındaki apartmanlar da elbette onundur.1950’den sonraki hayatını bu evde geçirir.O kadar zengindir ki hep kuşku içinde yaşar.Görenler büyük yatak odasında yatağın etrafında bir demir kafes olduğunu söylerler.Kafesi yatarken kilitler,yastığının altında bir tabancayla uyur.Profesör Cahit Tanyol,Yahya Kemal ve Ahmet Hamdi Tanpınar dostları arasındadır.MİT’in eski başkanlarından biri yakın akrabasıdır.Atatürk’ü takdir etmiş,İnönü ve Menderes tarafından pek makbul bulunmamıştır.Evinde gösterişli davetler verir.Hiç çocuğu yoktur.Akrabalarına ve çevresine yardım eder ama hep onlar “muhtaç” duruma düşünce.Bütün maddi varlığını Darüşşafaka’ya bağışlar.Bu, ölümünden sonra akrabalarının mahkemelerde hak aramasına yol açar.1971 yılında pek de iyi bakılmadığı söylenen bir özel hastanede vefat eder.2016’daki bir gazete haberine göre İsviçre’de bir hesabı ve kasası daha çıkmış, Darüşşafaka almak için harekete geçmiş

Rıfat N.Bali’nin araştırma kitaplarını seviyorum.470 sayfalık büyük boy kitap için sayın Bali'yi kutluyorum..

7 Ocak 2026 Çarşamba

Sidney Poitier

 


1927-2022

 O Hollywood'un başrolü alabilmiş ilk siyah derili oyuncularından  biriydi. Oscar alan ilk siyahi oyuncu da oydu. 1963 yılında Çayırdaki Zambaklar filmiyle Oscar aldı. Ben onu 1959 yılında Tony Curtis'le harikalar yarattıkları Kader Bağlayınca filmindeki haliyle hatırlıyorum. O filmde hapisten kaçan biri beyaz biri siyah derili iki mahkum vardır. Bir nehrin kenarında mecburen birbirlerinin elini tutmak zorunda kalırlar. O tereddüt anı hâlâ gözümün önünde. Bir de Beklenmeyen Misafir filmi var. Beyaz bir babanın karşısına siyahi bir damat adayı çıkarsa ne olur?🤨 Poitier bu filmde  Spencer Tracy ve Katharine Hepburn karşısında harika oynar.

Bu iki filmin yönetmeni de Stanley Kramer . Sidney Poitier,  Amerika'da ırk ayrımının şiddetle sürdüğü zamanlarda film çevirdi. İşi zordu. Ama yılmadı, çok güzel oynadı ve ödüllendirildi. 50'den fazla filmi var. Şimdi onlardan bazılarını yeniden izleme zamanı. İyi ki sinema var.Bir küçük not; Ailesi Bahamalar'dan gelen  Poitier iyi Rusça bilirmiş. 


3 Ocak 2026 Cumartesi

Hakan Günday. Zamir


 ZAMİR

Bu Hakan Günday"dan okuduğum üçüncü kitap. "Daha"  romanının ise  filmini izledim ve çok beğendim. Zamir bir kitap  ismi olarak çok güzel, çok dikkat çekici. Öykü,  Türkiye-Suriye sınırında başlıyor, Almancı Türklere, insan kaçakçılarına, Afrika'da Boko Haram örgütüne,Moğolistan'a, New York'a,  elbette Filistin'e, Bosna'ya Cenevre'ye Brüksel'e uğruyor. Biraz fazla ayrıntı var romanda. Zamir  uluslararası Birinci Dünya Barışı Vakfı'nın bir çalışanı. Barış örgütü ama?

Kitap tam da yaşadığımız günler gibi umutsuz ve bulanık. Yer yer çok iyi saptamalar var ;

"Bir savaşta sivillere karşı düzenlenmiş hangi saldırının yargı konusu olacağı, savaş sonunda mahkemeyi kimin kurduğuna bağlıydı"

Veya

"Politik bir aktivistin yeri dönüştürmek istediği ülkedir .Gidin mücadelenizi Türkiye'de verin"

Ya da

"Bu defa basit ırkçılıktan çok daha tehlikeli bir hareket yükselmişti. Kendini asla ırkçı olarak görmeyen bir çoğunluk"

Kitabı okurken içim daha da karardı.Dışarda da kitapta da aynı umutsuz hava. Son olarak kitabın dilini beğendim. Ama keşke 

"Hatta bir savaş esiri gibi herkesin gözü önünde vahşice infaz edilmesi kadar olağan.." diye yazmasaydı. En azından  Hakan Günday infaz kelimesinin tek başına "öldürme"anlamına gelmeyeceğine dikkat etseydi. Hep yazdım, infaz bir cezanın uygulanmasıdır.

İyi ki kitap var. İyi okumalar


27 Aralık 2025 Cumartesi

Balzac ve Sadi-i Şirazî


 Belki  60 yıl sonra tesadüfen elime geçen Vadideki Zambak'ı tekrar ve daha da anlayarak okudum. Öyle aşklar mazilerde mi kaldı yoksa kimse Balzac gibi anlatamıyor mu? Bilemedim. Kitapta bir yer çok dikkatimi çekti. Elbette çocuk bilgimle o noktayı o zaman anlayamamışımdır. 

Balzac diyor ki: " 𝗦𝗮𝗱𝗶'yi şiirinin bir parçasıyla anlayacağınız gibi ,bir buketin birkaç çiçeğindeki renk ve değişimler aracılığıyla yapılan bu hoş iletişimi de anlayabilirsiniz. Hiçbir aşk itirafı, çılgınca bir sevdaya ait hiçbir tutku gösterisi,bu renk senfonileri kadar şiddetli bir şekilde insanı sarmamıştır" Felix bu çiçekleri sevdiğine vermek için saatlerce kırlarda tek tek toplamıştır. Bir buket için böylesine yazabilmek herkese nasip olmaz. 

Peki Sadi-i Şirazî kim.

13. yüzyılda yaşamış İranlı bir şair. Sadi , Moğol istilasını,  Selçuklu egemenliğini ,Haçlı seferlerini , iç savaşları görmüştür. Firdevsi ,Hafız ve Ömer Hayyam gibi Fars şiirinin en büyük temsilcisinden biridir.

Balzac'ın, Ziya Paşa'nın , Mehmet Akif'in övgüyle söz etti Sadi ne demiş ; 

"𝑵𝒆 𝒌𝒂𝒅𝒂𝒓 𝒃𝒊𝒍𝒊𝒓𝒔𝒆𝒏 𝒃𝒊𝒍 𝒃𝒊𝒍𝒎𝒆𝒅𝒊𝒈̆𝒊𝒏 𝒉𝒂𝒅𝒅𝒊𝒏𝒔𝒆, 𝒃𝒊𝒓 𝒉𝒊𝒄̧𝒔𝒊𝒏"

Şair Sâdi-i Şirazi devam ediyor : "İçki içti, sarhoş oldu, o içki onu ele verdi, yalpalayarak yürüyor besbelli günah işlemiş. Haram yiyen de sarhoş olsaydı, gıybet eden de sarhoş olsaydı, iftira atan da sarhoş olsaydı, sú-i zan yapan da sarhoş olsaydı, zulmeden de sarhoş olsaydı, sen sokağa, çarşıya, pazara çıktığında kimseyi ayık göremezdin."


İyi okumalar....


Zainab Salbi . Özgürlük İçimizde Başlar


 Kitabı hep sevdim.Her zaman elimin altında okumakta olduğum bir ya da iki kitap vardır.Yeni kitapları keşfetmeyi de severim.Son zamanlarda en çok biyografi ve tarih kitapları ilgimi çekiyor.Zainab Salbi Iraklı bir aktivist.Genç yaşında ABD'ye gitmiş.Babası Irak'ta Saddam Hüseyin'in özel pilotuymuş.Hayatı ilgimi çekince bu kitabını aldım.Kitapta Zainab, özgürlüğünü,iç çatışmalarını ve uluslararası yardım çalışmalarını anlatıyor.Ancak kitabın çevirisinde ve dilinde sorunlar var.

Kitabın çevirmeni Bige Turan Zourbakis.

55.sayfada Filistin'den bahsedilirken şöyle bir cümle:"...West Bank'te ikinci yılını bitirmesini bekleyemeyecektim"

Filistin'i duyan herkes bilir ki oraya Türkçede Batı Şeria deniyor.Yani Ürdün nehrinin batı kıyısı.

Sayfa 103.

"O zamanlar hükümet sekreteri olan Hillary Clinton..."

Çevirmenimiz Amerikalıların secretary of state ünvanının bizde Dışişleri Bakanı demek olduğunu bilmiyor.Ben iyi İngilizce bilmem ama Hillary Clinton denince aklıma Dışişleri Bakanlığı gelir.

Bu bilgi yanlışının yanında bir dolu ifade yanlışı.

Şu cümleler ne demek allahaşkına?

"Eğer hayatım korku değil bir sevme hayatı sürmekse...."

"Yayan bile kolay yolculuk değildi"

"İstediği güzelliği başarıyordu."

Çevirmenlik kolay iş değil.Emeğe saygım var.Her çevirmen hata yapabilir ama bu hatalar kitaba yansımamalı.Kitap bir düzeltme ,yeniden okuma sürecinden geçmeli.Hele bu Doğan Kitap gibi büyük bir yayınevi ise daha dikkatli olunmalı.Ve çevirmenler sular seller gibi bildikleri yabancı dil kadar Türkçeyi de iyi bilmeli.


25 Aralık 2025 Perşembe

Montand,Gavras,Şerif, Teodorakis






Geçenlerde Yves Montand’nın şarkılarını dinlerken onun filmlerine de bir bakayım dedim.
Ölümsüz Z ,  Kosta Gavras’ın bol ödüllü filmi.Film 1963 yılında Yunanistan’da  öldürülen bir milletvekilinin öyküsü.Vasili Vasilikos’un romanından uyarlanmış.Film bu suikast etrafında yoğunlaşırken bize polis devletini,solcu avına çıkan iktidarı pek güzel anlatıyor.1963’teki polis devleti 1967’de askeri cunta halinde ülkenin başına  çökecektir.Başrolde Yves Montand var ama filmin başka yıldızı da Jean Louis Trintignant.Savcı rolündeki Trintignant unutulmaz bir oyunculuk sergiliyor.O filmdeki savcı gün gelecek Yunanistan Cumhurbaşkanı seçilecektir:Hristo Sarcetakis.
Film müzikleri Mikis Teodorakis’ten .1969 yılında Cezayir’de çekilen film yine Cezayir adına En İyi Yabancı Film Oscarı’nı alır.
Ölümsüz Z’yi tekrar izlerken internetin derinliklerinde Sıkıyönetim filmini buldum
Yönetmen yine Kosta Gavras,başrolde yine harika Yves Montand.
1972’de çekilen Sıkıyönetim, bir Amerikan yardım görevlisinin bir arabada öldürülmüş olarak bulunmasıyla başlar. Bu yardım görevlisi kimdir? Film Uruguay’daki Amerikan marifetlerine yoğunlaşır ama buraya Uruguay yerine herhangi bir ülkeyi koyabilirsiniz.Devrimci gerillalar bir yanda faşist iktidar bir yanda.Müzikler yine Teodorakis ustadan.
Yves Montand’dan devam edelim
Bu kez filmimiz İkarus’un  İ’si.
Yönetmen Henri Verneuil. Film bir ülkede ikinci kez seçilen bir cumhurbaşkanına düzenlenen bir suikasti ele alır.Yves Montand bu kez savcı rolünde araştırma ekibini yönetirken yolu derin devlete çıkar.Filmde Kennedy suikastinden izler de var.Bu kez müzikler birkaç yıl önce kaybettiğimiz Ennio Morricone’den.
Peki kim bu ünlü Fransız film yönetmeni Henri Verneuil? Aslında kökü bu topraklara dayanıyor.Henri Verneuil ,Aşod Malakyan adıyla 1920’de Tekirdağ’da doğar. Ermeni bir ailenin çocuğudur.4 yaşındayken ailesiyle Fransa’ya göç eder.Verneuil, Fransız sinemasında önemli bir yönetmen olur,aynı zamanda yazardır.Ailesinin göç hikayesini  Mayrig filminde anlatır.1991’de bu filmi çeker.1992’de çektiği 588 Rue Paradis filminde ise babasıyla ilişkileri ve ünlü bir yazarın geçmişiyle hesaplaşması vardır.Her iki filmde iki emektar oyuncu başroldedir.Ömer Şerif ve Claudia Cardinale.Henri Verneuil bu yarı otobiyografisini roman olarak da yayınlar. Henri Verneuil'in Mayrig ve 588 Rue Paradis filmleri tam biyografik filmler değil. Özellikle ilk filmde Ermeni tehciriyle ilgili bölümler var.Ama Malakyan ailesi Türkiye'den tehcirden 9 yıl sonra 1924'te ayrılmış.Bunu bilmekte yarar var.
Aynı yönetmenden  yıllar sonra yeniden izlediğim 25.Saat filmini de ekleyeyim.Başrolde Antony Quinn ve Virna Lisi.Fonda 2.Dünya Savaşı.
İyi seyirler hepinize.İyi ki sinema var.

8 Aralık 2025 Pazartesi

William Wyler


 William Wyler.

Sinemadan geçen büyük adamlardan biri.

Roma Tatili.Hayatımızın En Güzel Yılları.Komik Kız.Korkunç Koleksiyoncu.Miras.Mrs.Miniver.Jezebel.Rüzgarlı Tepe.Childrens Hour ve BenHur.

Yaşamına 14 oscar adaylığı ve 3 oscar sığdıran bir sinemacı.Hayatında bir de savaş yılları var.1940'larda şöhretin zirvesindeki 5 yönetmen Amerikan hükümetinin isteğiyle 2.Dünya Savaşına katılırlar.George Stevens,Frank Capra,John Ford ,John Huston ve William Wyler cephede film çekerler.Bunlar hem belgesel hem eğitim  hem de moral filmleridir.Birisi işitme duyusunu kaybederken birisi tedavi için ülkeye geri gönderilir.Wyler o ara ödül aldığı bir Oscar törenine savaşta olduğu için gidemez.William Wyler Almanya yenilirken ülke semalarındaki bir bombardıman uçağındadır.Şayet uçak vurulursa paraşütle atlayıp kurtulsa bile savaş esiri olamayacaktır.Çünkü yerde Naziler vardır ve William Wyler göçmen bir yahudidir.

Amerikan kuvvetleri Dachau toplama kampına girerken George Stevens'in çektiği görüntüler Nürnberg Mahkemesi''nde kanıt olarak kullanılır. 

Meraklısı bu 5 yönetmenin savaş maceralarını Five Came Back belgeselinde izleyebilir.Belgeseli seslendiren de Meryl Streep.

Hadi iyi seyirler.

Birgül Ergev