Hoş geldiniz!

Benim derdim ne?

Muradım orada burada gördüklerimi, gözüme çarpanları ,gözüme batanları,gözden kaçanları, gözüme girenleri, özellikle basındaki Türkçe yazım ve söyleyiş detaylarını,habercilik hatalarını,sevaplarını yazıvermek...

Kimseyi kırmak,aşağılamak yok...

Eleştirilerin zekice ve efendice yapılanları kabulüm..

Saygılar...








22 Mart 2021 Pazartesi

Savcı Doğan Öz’ü Vurdular kitabına ilişkin birkaç söz..

 

Geçmişte çok büyük acılar yaşandı. Çok değerli insanlar zalimce katledildi. Bunlardan biri de değerli bir savcı, Doğan Öz’dü. İnternette gezinirken Savcı Doğan Öz’ü Vurdular kitabını görünce hemen ısmarladım. Kitabı elime aldım, büyük bir hayal kırıklığı yaşadım.Kitabın önsözünü Altan Öymen yazmış,yazarı da Berivan Tapan.Oturup yayınevine aşağıdaki iletiyi yazdım.Cevap falan gelmedi tabii.İşte o yazı:

 “Savcı Doğan Öz'ü Vurdular kitabınızla ilgili birkaç not:

SF:22."Büyük kısmı İÜ ve İTÜ öğrencilerinden oluşan gruplar....."

Yanlış. İşçilerden ve işçi sendikalarından çok büyük bir katılım oldu.

SF:23."...Taksim'de bir karşı miting yapacaklarını ilan ettiler."

Yanlış. Sağcı gruplar cihat için toplanma çağrısı yaptılar. Saldırı için insan topladılar. Aynı yerde iki ayrı "miting" söz konusu değildi.

Sf:23 "16 Mart."

Yanlış. Elbette 16 Şubat.

Sf:29."1971-72 yıllarında ise,önce umut verici bir gelişme yaşandı....CHP birinci parti oldu."

Bu ne demek? 71'de darbe oldu,72'de Denizler idam edildi. Umut verici yanı nerede?

Ayrıca o seçim 1973 yılında yapıldı.

Sf:33

Savcı Doğan Öz’ün evinin önünde saldırıya uğramasından sonra evindeki gelişmeler anlatılıyor.

"Oturdukları daire sokağa bakmadığı için.... evlerinin terasından yarı beline kadar sarktı." Burada Doğan Öz’ün eşi Sezen hanımdan söz ediliyor.

Sf:33 "Hakan da annesinin arkasından evin balkonuna koştu. Babasının arabasının etrafındaki kalabalığı görünce korktu."

Not. Hani ev sokağa bakmıyordu. Hakan nasıl gördü kalabalığı?

Sayın yayıncılar her kitap özen ister ama tarihi gerçeklere dayanan olaylar, demokrasi mücadelesinde ölen insanlar daha bir özen ister.33 sayfada bu kadar hata fazla değil mi? Savcı Öz'e reva gördüğünüz özen bu mu? Belli ki usta yazar Altan Öymen'i hafızası, Önsöz'ü yazarken yanıltmış  ama hani bunun ilk okuyucusu, düzeltmeni,redaktörü?

Ben Kanlı Pazar'da oradaydım. Yürüyüşte ilk grup Taksim'e girince polis araya girip arkadakilerle bağlantıyı kesti. Biz İTÜ kapısından ileri gidemedik.Bütün saldırı ilk gruba yapıldı.Polis bir yandan sağcılar bir yandan saldırdı, iki şehit verildi orada.Yobazlar saatlerce ara sokaklarda devrimci kovaladı.Kimse önlemedi.Bir kız arkadaşımızın suratı ellerindeki çivili sopalarla boydan boya yarıldı.

Bu tip kitaplarda bir danışmanınız olsun. O günü yaşayanların bir kısmı hala hayatta .Bu konuları 68'li arkadaşlara da danışabilirsiniz.

Kitabın devamı hakkındaki düşüncem mi? Sf 33'ten öteye gidemedim. Kusura bakmayın. Daha da üzülmekten korktum. İyi günler.

Birgül Ergev.”

 Her kitap büyük emeklerle yazılıyor, farkındayım. Ama bu tür kitaplar büyük sorumluluk da getiriyor. Ve büyük bir özen istiyor. Umarım kitabı gözden geçirip yeniden yayınlarlar.

Birgül Ergev

 

8 Ocak 2021 Cuma

TARIK TUFAN.KAYBOLAN

 

Yazar :Tarık Tufan .Kitap: Kaybolan.

Yeni yazarları keşfetmeyi seviyorum. Bu korona günlerinde normalden fazla kitap okudum. İnternette ararken bu kitaba rastladım. Ismarladım. Geldi.

Hakan’la Yıldız  evli,İstanbul'da yaşıyorlar. Yıldız’ın uzakta bir  kardeşi , İstanbul’da yaşlı ve sorunlu bir babası var. Babasıyla ilişkisi pek iyi değil. Zaten evliliklerinde de sorunlar var.

Gelelim Hakan cephesine.

Hakan 20 yıl önce ,henüz bekarken bir arkadaş grubuyla birkaç günlüğüne Yalova’ya Mert’in ailesinin yazlık evine gider.Grupta Hakan’ın beğendiği Sonay da vardır.Neticede geceyi Sonay ve Hakan birlikte geçirir.Gece yarısı Hakan uyanır ve salona geçer.Az sonra büyük bir gümbürtü kopar.Hakan odaya gitmek istese de başaramaz ve kapıdan dışarı fırlar.Evet büyük Yalova depremi olmuştur.Hakan büyük bir şaşkınlıktan sonra eve yaklaşıp onlara bağırıp uyarmak ister.Ama ikinci dalgada ev yerle bir olur.

Daha sonra anlarız ki şaşırtıcı biçimde Hakan ,arkadaşlarını ve bir gece geçirdiği Sonay’ı hiç aramamış, akıbetlerini sormamıştır .Onlar da onu aramamıştır.Neden? Bilinmez.

Aradan 20 yıl geçer. Hakan ve Sonay karşılaşır. Hakan büyük şaşkınlık içindedir .Sonay onu rahatlatır nedense ve şu inanılmaz cümleyi söyler;

Öldüğü zannediyordun

Sonay arada hiç görüşmediklerine ,hiçbir bağlantıları olmamasına rağmen Hakan’ın kendisinin öldüğünü zannettiği fikrine nereden kapılmıştır? Mantıklı değil.

Devam edelim.

Sonay;-Olanlar için kendini suçlama.

Hakan:-Ne yapayım Sonay? Kaçtım ben.

Sonay:-Hepimiz aynısını yapardık o anda.

Sonay, Hakan’ın depremden kaçıp kurtulduğunu nereden biliyor? Bilmiyoruz.

Belki o da göçük altında kaldı, öldü.

Depremden sonra o evde bulunanların hepsi kurtulmuş. Peki birbirlerini neden arayıp sormamışlar .Ortak arkadaşları olmasına rağmen nasıl birbirlerinden haber almamışlar? Hem de bu çağda  ,bu teknolojiye rağmen.

Ben bu olay örgüsünü kavrayamadım. Örgüde mantık bulamadım. Kitabın kalanına da o nedenle kendimi veremedim.



9 Eylül 2020 Çarşamba

HASRETİM DERİN UYKULARDA ve sorular,kafama takılanlar.


 

 

İnsanın aynı dönemde, aynı yerlerde yaşadığı, bazılarını yakından bazılarını uzaktan bildiği, fikir arkadaşlığı yaptığı, ölümlerine içinin yandığı arkadaşlarının öyküsünü okuması zor oluyor.Bunları araştırma kitaplarında,anılarda okudum.Bazı yerlerini okumadan atladım.Yüreğim dayanmadı.55 yıldır hiç kesintisiz gazete okuru olan ben 7.Mayıs.1972 tarihli gazetelere elimi bile süremedim.Vapura binerken gazetecide “Asıldılar” manşetini görmek bile içimi dondurdu.O gece Gürel’in vapurla Kuzguncuk’taki evimize gelişini,sabaha kadar hıçkırarak ağlayışı hiç unutmadım.O Devrimci Öğrenci Birliği’nin kurucularındandı,Denizleri çok yakından tanıyordu,sanki bir parçasını kaybetmiş gibiydi.

O nedenle Hasretim Derin Uykularda kitabını biraz çekinerek elime aldım. Vehbi Bardakçı romancıymış .Bu kitapta Mahir Çayan ve arkadaşlarının Efraim Elrom’u kaçırmalarından başlayıp Kızılderede’ki  o üzücü sona kadar olan yaşam kesitlerini roman tarzında anlatıyor.Ben bu öykünün roman tarzında anlatılmasını yadırgadım.Belki araştırma,tarih,anı kitaplarını tercih ettiğimden olabilir.Şimdiden belirteyim eğer Mahir Çayan’ın öyküsünü (kolay okumayı seven )birine anlatmak istiyorsanız bu kitabı önerebilirsiniz.

Ama benim takıldığım noktalar var:

Bu bir roman, tarih kitabı değil,ama tarihi bilgilerin doğru olması gerekiyor,

Önce Adolf Eichmann kim anımsıyalım.Eichmann,Alman Nazi teşkilatında yarbay rütbesiyle görev yapmıştı.Eichmann,Nazi işgali altındaki Doğu Avrupa ülkelerindeki Yahudilerin gettolara ve toplama kamplarına gönderilmelerinden sorumluydu.Savaştan sonra sahte bir kimlikle Arjantin’e gitti.Shin Bet örgütü tarafından 1960’da İsrail’e kaçırıldı ve yargılanarak idam edildi.(Rıfat.N.Bali)

İşte bu Eichman bu romanda sadece (bir yarbay) olarak geçiyor.(sf.86) Almanya’da yaşamış olan yazarın ,Adolf Eichmann ‘ın böyle geçiştirilemiyeceğini bilmemesi şaşırtıcı bence. 1971 yılı Mayıs ayında  Mahir ve arkadaşları tarafından kaçırılan ve öldürülen İsrail’in İstanbul Başkonsolosu  Efraim Elrom,işte bu Nazi kasabının İsraİl’e getirilmesinden sonra onun aleyhindeki belgeleri toplayan polis ekibinin şeflerinden biri.Kitapta yazıldığı gibi (savcı) değil.sf.86.Elrom daha sonra Polis Akademisi Başkanlığı yapmış,tek oğlunun bir uçak kazasında ölümünden sonra İstanbul’a konsolos olarak atanmıştı.(Rıfat.N.Bali)

Sayfa 222’de bir bölüm var. Mahir ,Maltepe cezaevinden kaçmadan bir gün önce devrimci kızların bulunduğu koğuşa geçip onlarla vedalaşıyor.Ama orada verilen isimlerden biri yanlış.Adını vermek istemediğim bu arkadaş daha önce tahliye edilmişti.Bu kaçıştan bir hafta önce Saraçhane’de  bizim nikahımızda nikah şekeri dağıtıyordu.

Şimdi tam buraya olayın birebir tanığı olan aynı dönemde Maltepe Cezaevi’nde yatan, bu romanda da adı geçen Mustafa Lütfi Kıyıcı’nın bu yazıma ilişkin açıklamasının bir bölümünü  koyuyorum:

“….Bu maddi olarak olası değil . Kız arkadaşlarımızın koğuşu ses erimi uzaklığında olsa da ayrı bir binada... Böyle bir vedalaşma fiilen mümkün değildir. Kız arkadaşlar firar ortaya çıktıktan sonra bir süre koğuşlararası koridora getirildi. Ve yeniden koğuşlarına götürüldü. Bir süre sonra da zaten Selimiyeye hepimiz götürüldük. Selam.

 

Yani Mahir’in devrimci kızlarla yüzyüze vedalaşması olası değilmiş.

Kitapta bazı kurmaca karakterler de var. Bence olmasa daha iyiymiş.İşte bu kurmaca karakterlerden bir bir stajyer gazeteci.İletişim Fakültesi’nde öğrenciymiş.Ama 1971 yılında İstanbul’da İletişim Fakültesi adında bir okul yoktu.

 

İyi okumalar. Kitap.Kitap.Kitap

Birgül Ergev

Not:Bazı notları değerli araştırmacı Rıfat N.Bali'nin İsrail Başkonsolosu Ephraim Elrom'un İnfazı kitabından aldım.


3 Temmuz 2020 Cuma

BEN SENİN MUHATABIN DEĞİLİM.BEN SENİNLE MUHÂTAP OLMAM.

"Sen benim muhâtabım değilsin" "Seninle muhâtap olmam" "Seni muhâtap kabul etmiyorum"
Son zamanlarda özellikle gençlerin dilinde olan ve yanlış söylenen bir kelime var:Muhâtap. مخاطبArapçadan gelen kelimenin sonunda b harfi var.Ama Türkçede artık p olarak yazılıp söyleniyor.Ek alınca gene b oluyor.Kelimenin ortasındaki A sesi uzun okunacak.
Muhâtap en basit anlamıyla hitap edilen ,konuşmanın yöneltildiği kişi veya kişilerdir.
Arapçada kelimeler genellikle kök denilen üçlü bir harften çeşitli kalıplara göre türetilirler.Kelimeyi bilmesek bile kökün anlamını biliyorsak o kalıptan yola çıkarak türeyen kelimenin manasını kavrayabiliriz.
Şimdi muhâtap ile aynı kökten türeyen bazı kelimeleri anımsayalım;hitâp,hitâbet,hatîp,hutbe.
Muhâtap almamak,muhâtap olmamak deyimi ise ben seninle denk değilim, senden üstünüm demek

VE BU KELİMEDE ASLA İKİ T HARFİ YOK.😅

28 Mayıs 2020 Perşembe

SVETLANA ALEKSİYEVİÇ VE ÇERNOBİL


Svetlana Aleksiyeviç'ten bir kitap daha. Çernobil Duası.Aleksiyeviç ilginç bir yazar.Eserleri klasik edebiyatın hiçbir türüne uymuyor.Sözlü tarih yazıyor.Esas mesleği gazetecilik olduğu için olayları kendisi değil konuştuğu kişiler anlatıyor.Svetlana Aleksiyeviç 2015 Nobel Ödülü sahibi.
Memleketi Beyaz Rusya1948 doğumlu.Sovyet döneminde doğup büyümüş.O nedenle 2.Dünya Savaşı tanıklarıyla birebir söyleşiler yapmış.Muhalifliği yeni değil.SSCB dağıldıktan sonra 10 yıl kadar Avrupa'da sürgün olarak yaşamış.Şimdi gene Minsk'te yaşıyor.Daha önce başka kitaplarını da okudum.SSCB dönemini de geçiş dönemini de partizan kadınları da çok iyi anlatıyor.Bu kitabında Çernobil tanıklarıyla konuşuyor.Pek bilmeyiz ama Ukrayna'daki Çernobil faciasının en zarar verdiği ülkelerden biri Beyaz Rusya.Çünkü santral sınıra sadece 20 km uzakta.Ve ne acıdır ki Beyaz Rusya’da hiç nükleer santral yok.
1986’da yaşanan Çernobil olayının özü kitapta şöyle özetleniyor:
"Zihinlerimizde korku ile barışçıl nükleer enerji arasında bir bağlantı kurmak mümkün değildi.....Savaşlarda kullanılan nükleer tıpkı Hiroşima'da olduğu gibi dalga dalga kabararak gökyüzüne yükselen mantar biçiminde meşum bir kara buluttu,oysa barışçıl nükleer hiçbir zararı olmayan bir ampuldü"
Kitabın bir yerinde “Sovyet nükleer satrallerinin dünyadaki en güvenilir santraller olduğuna,Kızıl Meydan’a bile kurulmasında sakınca olmadığına inanıyorduk”deniyor.
Aynen şimdi dünyanın korona virüs karşısında paniklemesi gibi büyük bir panik ,olayın boyutunu kavrayamama vs var.Bir de kaza, Sovyetler'de oluyor.Batı dünyasının tam aradığı fırsat.Çernobil'de ilk anda 31 ölüm var.Olayın ciddiyeti sonradan anlaşılıyor.1984'de Hindistan''daki Bhopal kimyasal sızıntısında ilk anda ölenler 18.000 kişi.Ama iki olaya dünya medyasının bakışı öyle farklı ki.Çünkü Hindistan'daki fabrikanın sahibi ABD şirketi.Ve ülkesinde böyle tehlikeli bir fabrika kurmasına izin yok.
Kitabın bir yerinde bir Belarus milletvekili aynen şöyle diyor;Çünkü tarihte şu iki şey daima birlikte anılacak.Sosyalizmin çöküşü ve Çernobil faciası.Bu ikisi aynı döneme denk geldi.Çernobil,Sovyetler Birliğinin çöküşünü hızlandırdı.İmparatorluğu havaya uçurdu.

Svetlana Aleksiyeviçin bizde çıkan diğer bazı kitapları;İkinci El Zaman,Çinko Çocukları,Kadın Yok Savaşın Yüzünde.
İyi okumalar.

13 Nisan 2020 Pazartesi

VUKUÂT VAR! vak'a,vâkıa,vâkıâ,vaki,vuku,vukuât


Aşağıdaki kelimelerin hepsi Arapça AYNI KÖKTEN türemişler .Arapçadan bize gelen kelimelerdeki zorluk onlarda uzun sesli harf olması Bir de bizde olmayan (ayın) sesi söyleyişi de yazıyı da zorlaştırıyor.Maalesef bu kelimelerin hepsinde ikisi de var.
Vak’a ,vaka. ؤقعه
Arapça.olay,hadise.Eskiden okunuşunda kesme sesi belirgindi ve yazıda da kesme işareti vardı..Şimdi yazıldığı gibi vaka olarak okunuyor .Ama a sesleri uzun değil.
Vâkıa واقعه
Olgu.
Burada ilk a sesi uzun okunacak.
Vâkıâ واقعا
Gerçi,her ne kadar.Burada iki a sesi de uzun okunuyor.
Vaki
Olan ,olmuş.
Burada a sesi uzun okunacak.
Vuku وقوع Olma, meydana gelme. (Vukuu halinde) gibi kullanımlarda sondaki u sesi çift olur.Buna neden de kelimenin sonundaki (ayın)harfidir.Daha çok bulmak fiiliyle birlikte kullanılır.Eskiden ikinci u sesi uzun okunurdu.
Vukuât vuku’nun çoğulu. Ama suç,olay anlamında tekil olarak kullanımı da yaygındır.

7 Ekim 2019 Pazartesi

Ahmet Ümit ve Aşkımız Eski Bir Roman

Ahmet Ümit'i severim.Güzel yazar boş yazmaz.Son kitabı Aşkımız Eski Bir Roman
hemen alıp okudum.İsmine aldanmayın kitap bir roman değil.Üç uzun hikaye.Komiser Nevzat ve arkadaşları yine iş başında

Kitapta bir bilgi yanlışı var ki takıldım.Kitabın bir yerinde bir psikiyatr eskortluk yapan üniversiteli bir kızdan(!) söz ediyor "Üniversiteye gidiyordu, şu işe bakın ki o da psikiyatri okuyordu "
Bu ne? Üniversitede psikiyatri diye bir bölüm mü var? Ben mi bilmiyorum? Psikiyatrinin bir lisans eğitimi olmadığını tıp mezunlarının sınavla girebildiği bir ihtisas dalı olduğunu hadi yazar atladı o YKY''deki ekip ne iş yapıyor?
Bence yazarın redaksiyon ekibini gözden geçirmesi lazım.Buradaki ( üniversiteli eskort kız) klişesi beni çok rahatsız etti.

Aynı hikayede Zeynep maktulün ofisine gidiyor.Aparmanın çatı katındaki ofisi araştırıyor.Odalara bakıyor.Bilgisayarı açıyor.Bilgisayardaki mail'leri okuyor.Bunların hepsi tahmini yarım saat içinde oluyor.Sonra ekibin kalanı geliyor.Hop doğruca çatı katına.Apartman kapısını kim açtı? Ofis kapısını kim açtı?Bilmiyoruz,yazmıyor.Bilgisayarda şifre yok,mail adresinde şifre yok.Benim mail adresime bile şifreyle girilirken karanlık işler çeviren biri buna gerek duymamış.Fazla özensiz bir durum gibi geldi bana.İyi okumalar.