Hoş geldiniz!

Benim derdim ne?

Muradım orada burada gördüklerimi, gözüme çarpanları ,gözüme batanları,gözden kaçanları, gözüme girenleri, özellikle basındaki Türkçe yazım ve söyleyiş detaylarını,habercilik hatalarını,sevaplarını yazıvermek...

Kimseyi kırmak,aşağılamak yok...

Eleştirilerin zekice ve efendice yapılanları kabulüm..

Saygılar...








23 Mayıs 2026 Cumartesi

Svetlana Aleksiyeviç, Çernobil

 Svetlana Aleksiyeviç ilginç bir yazar.Eserleri klasik edebiyatın hiçbir türüne uymuyor.Sözlü tarih yazıyor.Esas mesleği gazetecilik olduğu için olayları kendisi değil konuştuğu kişiler anlatıyor.Memleketi Beyaz Rusya.Bizimle akran.Sovyet döneminde doğup büyümüş. O nedenle 2.Dünya Savaşı tanıklarıyla birebir söyleşiler yapmış.Muhalifliği yeni değil. SSCB dağıldıktan sonra 10 yıl kadar Avrupa'da sürgün olarak yaşamış.Şimdi gene Minsk'te yaşıyor.Daha önce başka kitaplarını da okudum.SSCB dönemini de geçiş dönemini de çok iyi anlatıyor.Bu kitabında Çernobil tanıklarıyla konuşuyor.Pek bilmeyiz ama Ukrayna''daki  Çernobil faciasının en zarar verdiği ülkelerden biri Beyaz Rusya.Çünkü santral sınıra sadece 20 km uzakta.Bir not daha .Svetlana Aleksiyeviç 2015 Nobel Ödülü sahibi.

Olayın özü kitapta şöyle özetleniyor."Zihinlerimizde korku ile barışçıl nükleer enerji arasında bir bağlantı kurmak mümkün değildi...Savaşlarda kullanılan nükleer tıpkı Hiroşima'da olduğu gibi dalga dalga kabararak gökyüzüne yükselen mantar biçiminde meşum bir kara buluttu,oysa barışçıl nükleer hiçbir zararı olmayan bir ampuldü"



LANETLİLER, VİSCONTI

 Luchino Visconti filmlerine devam. Lanetliler. The Damned. (Götterdämmerung) 1969 yapımı. 2 buçuk saatlik filmde önce kahramanların kim olduğuna kafamı yordum. Çok oyunculu filmde bu biraz zor oluyor. Filmde kimler yok ki. En genç halleriyle Charlotte Rampling ve Helmut Berger. Sürpriz Ingrid Thulin, başrolde Dirk Bogarde. Müzikler Maurice Jarre'dan. Film 1930'lar Almanyasında geçiyor. Nazilerin yükselişi, Reichstag yangını, yasaklanan kitaplar fonda iken bir sanayi devinin öyküsü. Aile bireyleri birbirinin kuyusunu kazarken en çirkin suçlara ortak oluyorlar. Visconti bu filmde Venedik'te Ölüm filmine de gönderme yapıyor. 



21 Mayıs 2026 Perşembe

VENEDİK'TE ÖLÜM

 Venedik 'te Ölüm. Önce kitabı okudum. Sonra 52 yıl öncesine gidip filmi izledim.

Thomas Mann kitabı (Der tod in Venedig) 1900'lerin başında yazmış. Ünlü bir yazar biraz dinlenmek için Venedik'e gelip lüks bir otele yerleşir. Acaba orada sükunete kavuşacak mıdır? Venedik o güzelliğinin ardında bir felaket mi gizlemektedir? Yazar otelde kalan Polonyalı bir ailenin çok güzel erkek çocuğuna takılıp kalacak, tek kelime etmediği bu delikanlıdan gözünü alamayacaktır. Eser biraz da Thomas Mann'ın anılarında ortaya çıkan bir gizini anlatmaktadır belki de. 

Filme gelince film de roman gibi hayli kasvetli, hayli bulanık. Genç delikanlıya gelince filmdeki oyuncu adeta bir çocuk. Bu nedenle marazi bir durum ortaya çıkıyor  gibi geldi bana. 

Yönetmen Luchino Visconti.





28 Nisan 2026 Salı

MUSÂVÂT,MÜSÂVÂT

Müsâvât Arapça seviye kelimesinden türemiş. İki A sesi de uzun okunuyor.  

Bizde eşitlik anlamında kullanılıyor.

İttihat Terakki 'nin meşhur sloganının Hürriyet, Müsavat, Adalet veya Kardeşlik olduğunu anımsatalım. 


مساوات،سوىه

27 Nisan 2026 Pazartesi

BALE VE NUREYEV







Baleyi oldum olası severim. İnsan vücudunun en estetik halidir bence. Bir de müzikle birleşince muhteşem bir gösteri çıkar ortaya. Bale sanatçıları ilgimi çeker o yüzden. Üniversite yıllarımda sosyalizmle tanışıp yönümü de Sovyet cumhuriyetlerine çevirince rastladığım yerde Bolşoy ve Kirov gibi ünlü bale topluluklarının haberlerini ilgiyle okudum. Ve elbette efsane Rudolf Nureyev'in 1961'de  Batı'ya iltica ettiğini biliyordum.

Komik bir anım var. Ben bale seyretmeye buz balesiyle başladım. Ne alaka? 1965 yılı üniversiteye başlıyorum. İstanbul'a gelişimin daha  ilk haftasında tesadüfler beni Moskova Devlet Buz Balesi gösterisine götürdü. Yanımda annem. O sadece çok az film seyretmiş biri.Ben ise sinema hastası.  Biz iki taşralı büyülenmiş gibi buz balesi izledik. Bale sevgim oradan başlar. Çemberlitaş Kız Yurdundan topluca gittiğimiz AKM'deki baleler bir şölendi benim için. 

Gelelim Nureyev'e. Nureyev Tatar asıllı bir ailenin oğlu. Çok küçük yaşta yeteneği keşfedilir. Sovyetler'in eğitim alanındaki başarısı onu Kirov balesine kadar götürür.Ünlü sıçrayışları dillere destandır. Özel yaşamı için daha özgür bir yer özlemindedir hep. Kirov balesinin Paris'e yaptığı turne sonunda Moskova uçağına binmek üzereyken Fransız polisine sığınır. Bir rivayete göre o zamanki Fransa Kültür Bakanı ünlü yazar  Andre Malraux'nun girişimiyle bu iltica gerçekleşir. Nureyev daha sonraki yaşamını baleyle içiçe geçirir.Yeteneklerini modern koreografilerde de gösterir. Legion d'honneur nişanı alır.  Yurt hasreti hiç bitmez. 1989'da hasta annesini görmek için özel izinle SSCB'yi ziyaret eder. Bu izni almasının sebeplerinden biri de terkettiği ülkesi aleyhinde tek söz etmemiş olmasıdır belki. 1993'de henüz tedavisi bulunamamış olan AİDS'e bağlı sorunlar nedeniyle hayatını kaybeder. Mezarı Paris'tedir. Ve mezarındaki kilim motifleri onun Başkurdistan'daki hayatına bir özlemdir bence. Gerçek bir kilim gibi görünen bu örtü mozaikten yapılmıştır.

Dün akşam Onun hayatını anlatan bir film izledim. 

The White Crow-Beyaz Karga. Bu Nureyev'in lakabıymış. Hep aykırı ve isyankar davranışları için. Filmin yönetmeni ünlü İngiliz aktör Ralph Fiennes. Film 2018'de çekilmiş ama herhalde pandemi nedeniyle yeni vizyona girmiş. Filmin danışmanlarından biri de Mikhail Barysnikov. O da Sovyet bale sanatçısı iken 1974'te Kanada'ya iltica etmişti. Tıpkı 1979'da ABD'ye iltica eden Alexander Godunov gibi. Hem Barysnikov hem Godunov balenin yanısıra bazı Holywood yapımlarında da rol aldılar. 

İyi ki sinema var, iyi ki bale var, iyi ki sanat var

Birgül Ergev

11 Nisan 2026 Cumartesi

Refik Halit Karay . Testi


Refik Halid Karay uzun yıllarını ülke içinde ve dışında sürgünde geçirmiş bir yazardır.Özellikle Ortadoğu'da geçirdiği yılları anlattığı kitaplarından biri de Gurbet Hikayeleri'dir.Onun bu kitabında yer alan Eskici öyküsünü çoğunuz bilirsiniz.Yine o kitapta yer alan bir öyküsü de Testi.Lübnan'da o yıllarda su içme kabı testidir.Bardak kullanmazlar.Birisi su istedi mi ona testiyi uzatırlar.O da testiyi havaya kaldırır,dudağına değdirmeden suyu ağzına dökerek içer.Biraz deneyim isteyen bir harekettir.Birisi gene böyle su içerken testinin içine  gizlenmiş bir eşek arısı adamı ağzının tam içinden sokar.Adam can havliyle kendini içinde  yazarın da olduğu bir arabaya atar.Arabadakiler doktor aramaya başlarlar ama nafile.Adamcağız boğularak ölür.Yazar bir başka arabayla az sonra aynı yerden geçerken genç bir adam bir testiyi havaya kaldırmış kana kana su içmektedir.

Yazar şöyle der:

"İnanınız,bütün bildiğiniz hayvanların içinde en sakınmasızı ve en ders almazı insandır"

Doğru söze ne denir!!!


10 Nisan 2026 Cuma

SAFİYE ALİ


Bu günlerde Türkiye'nin ilk kadın doktorunun öyküsünü okumak  ilginç oldu benim için.

Kısaca özetlersek 1894'te İstanbul'da doğan Safiye Ali önce rüştiyede başladığı eğitimini Amerikan Koleji''nde tamamlar.O zamanlar tıp fakültelerinin kız öğrenci kabul etmemesi nedeniyle hükümet tarafından Almanya'ya gönderilir.Safiye Ali Almanya'da tıp fakültesini bitirir,kadın ve çocuk hastalıkları ihtisası yapar, 1923'te İstanbul'a dönerek eşi Dr.Ferdinand Krekeler'le birlikte muayenehane açar.Eşinin Türkiye'de kullandığı isim Ferdi Ali'dir.Safiye Ali İstanbul'da kaldığı 5 yıl içinde çeşitli derneklerde doktorluk,Amerikan Koleji Tıp Okulunda hocalık yapar.Uluslararası kongrelerde ülkesini temsil eder.Oralarda(hür Türkiye'nin hür bir kadını olarak) gördüğü olumlu etkiyi anlatırken (Gazi Mustafa Kemal'in adının hürmetle yad edildiğini) anlatır.1928 yılında eşiyle Almanya'ya dönen Safiye Ali 1952 yılındaki ölümüne kadar geçirdiği çeşitli ameliyatlara ve 2.Dünya Savaşının zor koşullarına rağmen mesleğine ara vermez.

Bu başarılı ve öncü kadınımızın öyküsünü yazan da benim fakülteden sınıf arkadaşım Nuran Yıldırım.Nuran'ın eğitim öyküsü de ilginçtir.Türkoloji'de bitirdiği lisans eğitimini İstanbul Tıp Fakültesi Tıp Tarihi'nde devam ettirmiş ve isminin önüne Prof.Dr.sıfatını hakkıyla eklemiştir.Nuran emekli olmadı, hâlâ mesleğini sürdürüyor.Ona ve okul arkadaşımız eşi Yusuf Yıldırım'a sevgilerimi yolluyorum.İyi ki varsınız..