Müsâvât Arapça seviye kelimesinden türemiş. İki A sesi de uzun okunuyor.
Bizde eşitlik anlamında kullanılıyor.
İttihat Terakki 'nin meşhur sloganının Hürriyet, Müsavat, Adalet veya Kardeşlik olduğunu anımsatalım.
مساوات،سوىه
Doğru Türkçe... Haberde Türkçe sorunu... Gözüme çarpanlar.. Anılar...
Müsâvât Arapça seviye kelimesinden türemiş. İki A sesi de uzun okunuyor.
Bizde eşitlik anlamında kullanılıyor.
İttihat Terakki 'nin meşhur sloganının Hürriyet, Müsavat, Adalet veya Kardeşlik olduğunu anımsatalım.
مساوات،سوىه
Baleyi oldum olası severim. İnsan vücudunun en estetik halidir bence. Bir de müzikle birleşince muhteşem bir gösteri çıkar ortaya. Bale sanatçıları ilgimi çeker o yüzden. Üniversite yıllarımda sosyalizmle tanışıp yönümü de Sovyet cumhuriyetlerine çevirince rastladığım yerde Bolşoy ve Kirov gibi ünlü bale topluluklarının haberlerini ilgiyle okudum. Ve elbette efsane Rudolf Nureyev'in 1961'de Batı'ya iltica ettiğini biliyordum.
Komik bir anım var. Ben bale seyretmeye buz balesiyle başladım. Ne alaka? 1965 yılı üniversiteye başlıyorum. İstanbul'a gelişimin daha ilk haftasında tesadüfler beni Moskova Devlet Buz Balesi gösterisine götürdü. Yanımda annem. O sadece çok az film seyretmiş biri.Ben ise sinema hastası. Biz iki taşralı büyülenmiş gibi buz balesi izledik. Bale sevgim oradan başlar. Çemberlitaş Kız Yurdundan topluca gittiğimiz AKM'deki baleler bir şölendi benim için.
Gelelim Nureyev'e. Nureyev Tatar asıllı bir ailenin oğlu. Çok küçük yaşta yeteneği keşfedilir. Sovyetler'in eğitim alanındaki başarısı onu Kirov balesine kadar götürür.Ünlü sıçrayışları dillere destandır. Özel yaşamı için daha özgür bir yer özlemindedir hep. Kirov balesinin Paris'e yaptığı turne sonunda Moskova uçağına binmek üzereyken Fransız polisine sığınır. Bir rivayete göre o zamanki Fransa Kültür Bakanı ünlü yazar Andre Malraux'nun girişimiyle bu iltica gerçekleşir. Nureyev daha sonraki yaşamını baleyle içiçe geçirir.Yeteneklerini modern koreografilerde de gösterir. Legion d'honneur nişanı alır. Yurt hasreti hiç bitmez. 1989'da hasta annesini görmek için özel izinle SSCB'yi ziyaret eder. Bu izni almasının sebeplerinden biri de terkettiği ülkesi aleyhinde tek söz etmemiş olmasıdır belki. 1993'de henüz tedavisi bulunamamış olan AİDS'e bağlı sorunlar nedeniyle hayatını kaybeder. Mezarı Paris'tedir. Ve mezarındaki kilim motifleri onun Başkurdistan'daki hayatına bir özlemdir bence. Gerçek bir kilim gibi görünen bu örtü mozaikten yapılmıştır.
Dün akşam Onun hayatını anlatan bir film izledim.
The White Crow-Beyaz Karga. Bu Nureyev'in lakabıymış. Hep aykırı ve isyankar davranışları için. Filmin yönetmeni ünlü İngiliz aktör Ralph Fiennes. Film 2018'de çekilmiş ama herhalde pandemi nedeniyle yeni vizyona girmiş. Filmin danışmanlarından biri de Mikhail Barysnikov. O da Sovyet bale sanatçısı iken 1974'te Kanada'ya iltica etmişti. Tıpkı 1979'da ABD'ye iltica eden Alexander Godunov gibi. Hem Barysnikov hem Godunov balenin yanısıra bazı Holywood yapımlarında da rol aldılar.
İyi ki sinema var, iyi ki bale var, iyi ki sanat var
Birgül Ergev
Yazar şöyle der:
"İnanınız,bütün bildiğiniz hayvanların içinde en sakınmasızı ve en ders almazı insandır"
Doğru söze ne denir!!!
Kısaca özetlersek 1894'te İstanbul'da doğan Safiye Ali önce rüştiyede başladığı eğitimini Amerikan Koleji''nde tamamlar.O zamanlar tıp fakültelerinin kız öğrenci kabul etmemesi nedeniyle hükümet tarafından Almanya'ya gönderilir.Safiye Ali Almanya'da tıp fakültesini bitirir,kadın ve çocuk hastalıkları ihtisası yapar, 1923'te İstanbul'a dönerek eşi Dr.Ferdinand Krekeler'le birlikte muayenehane açar.Eşinin Türkiye'de kullandığı isim Ferdi Ali'dir.Safiye Ali İstanbul'da kaldığı 5 yıl içinde çeşitli derneklerde doktorluk,Amerikan Koleji Tıp Okulunda hocalık yapar.Uluslararası kongrelerde ülkesini temsil eder.Oralarda(hür Türkiye'nin hür bir kadını olarak) gördüğü olumlu etkiyi anlatırken (Gazi Mustafa Kemal'in adının hürmetle yad edildiğini) anlatır.1928 yılında eşiyle Almanya'ya dönen Safiye Ali 1952 yılındaki ölümüne kadar geçirdiği çeşitli ameliyatlara ve 2.Dünya Savaşının zor koşullarına rağmen mesleğine ara vermez.
Bu başarılı ve öncü kadınımızın öyküsünü yazan da benim fakülteden sınıf arkadaşım Nuran Yıldırım.Nuran'ın eğitim öyküsü de ilginçtir.Türkoloji'de bitirdiği lisans eğitimini İstanbul Tıp Fakültesi Tıp Tarihi'nde devam ettirmiş ve isminin önüne Prof.Dr.sıfatını hakkıyla eklemiştir.Nuran emekli olmadı, hâlâ mesleğini sürdürüyor.Ona ve okul arkadaşımız eşi Yusuf Yıldırım'a sevgilerimi yolluyorum.İyi ki varsınız..
Bugünlerde Thomas Mann'la içiçeyim.
Önce 888 sayfalık Büyülü Dağ romanını okudum. Öykü İsviçre'nin Davos kentinde bir sanatoryumda geçiyor ve yıllara yayılıyor. Zaman geçen yüzyılın başları. Sanatoryum sakinleri , öyküleri ve ülkeleriyle katılıyorlar hikayeye. Zamanın ve pek çok kavramın ayrıntıları bazen gerçekten yoruyor insanı. Askerlikten tıbba biyolojiden anatomiye felsefeden tarihe yok yok kitapta. Yazarın verdiği emek saygı duyulası.
Kitabı bitirince hızımı alamayıp yazarın ailesinin öyküsünü okudum. Thomas Mann'ın geniş bir ailesi var. Altı çocuğu ve kardeşi de yazı ve sanat dünyasında bilinen kişiler. Tilman Lahme'nin yazdığı kitap 450 sayfacık.Kitapta Thomas Mann'ın Nobel alışı, Nazi aleyhtarlığı nedeniyle vatandaşlıktan çıkarılışı İsviçre ve ABD'de geçen yılları gayet ayrıntılı anlatılmış.
Şimdi elimde T.Mann'ın Buddenbrooklar-Bir Ailenin Çöküşü romanı var. Yazar bu eserinde de elini korkak alıştırmamış bir ailenin öyküsünü 830 😳sayfalık bir kitapta toplamış. Buddenbrook ailesinin öyküsü biraz geriye gidiyor, 19.yy ortalarında geçiyor . Kitap bir ailenin öyküsü yanında zamanın politik, sosyal ve ticaret hayatını da aktarıyor. Küçük bir nokta hep kafamı karıştırıyor. Adı Antonie olan kız çocuğuna Almanlar neden Tony der anlamıyorum 😂 Kitap bitti. O kadar ayrıntı okuyucuyu hiç sıkmadan nasıl anlatılır? Üstelik Mann bu kitabı 25 yaşında yazmış.
İyi ki kitap var..
The Last Note.Son Not.
Pantelis Voulgaris'in yönettiği bir Yunan filmi.
Ve Haydari Kampı.
68'li arkadaşlardan okumayan kalmamıştır herhalde bu kitabı. Çeviren Nevzat Hatko.Kitapta 2.Dünya Savaşı'nda Nazilerin Atina yakınlarında kurdukları kampta yaşananlar birebir tanıklıklarla anlatılır.Atina'ya sadece 9 km uzaktaki bu kampta acı,direniş ve teslimiyet vardır.Bazen 25 bin kadar kişinin tutulduğu kamp daha çok Almanya ve Polonya''daki ölüm kamplarına gönderileceklerin geçici barınma yeridir.
İşte bu Son Not filmi Haydari Kampında gerçekleşen bir katliamı anlatıyor.Almanlar, direnişçiler tarafından öldürülen 4 naziye karşılık 200 tutsak için ölüm emri verir.1 nazi için 50 tutsak.Olay gerçektir ve 200 kişinin tamamı sosyalist direnişçilerdir.Filmin özellikle müzikleri harika.
Haberde bir belediyeye
yönelik "irtikâp" operasyonundan söz ediliyor.
Peki irtikâp nedir?
İrtikâp -irtikāb إرتكاب- Arapça rkb rukūb kökünden geliyor. Ağır bir şeyi üstüne geçirme, suç ve günah işleme anlamını taşıyor.
Peki aynı kökten gelen başka bir kelime biliyor muyuz? Elbette.
Merkep -markab مركب- de aynı kökten türemiş. Arapçada binek aracı demekmiş.
Artık pek kullanılmayan terkip -tarkīb تركيب - de aynı kaynaktan geliyor. Anlamı kompozisyon, sentez demek..
Peki ya mürekkep? O da aynı kökten.murakkab مركّب
1) İki veya daha fazla şeyin karışmasından oluşan, sade ve düz olmayan, bileşik.
2) Yazı yazmak, desen çizmek veya basmak için kullanılan, türlü renklerde ,yoğunlaştırılmış sıvı.