Hoş geldiniz!

Benim derdim ne?

Muradım orada burada gördüklerimi, gözüme çarpanları ,gözüme batanları,gözden kaçanları, gözüme girenleri, özellikle basındaki Türkçe yazım ve söyleyiş detaylarını,habercilik hatalarını,sevaplarını yazıvermek...

Kimseyi kırmak,aşağılamak yok...

Eleştirilerin zekice ve efendice yapılanları kabulüm..

Saygılar...








5 Mayıs 2016 Perşembe

ALIN YAZIM....ROMAN....YAZAN:NAFİSA HAJİ

Artık roman okurken kurguya dikkat ediyorum.Eskiden kendimi konuya kaptırır giderdim.Ama şimdi kurgu,senaryo daha çok ilgimi çekiyor.
Nafisa Haji’nin Alın Yazım kitabında da öyle oldu.Daha ilk satırlarında sevdim kitabı.Bitirince de sıcak ve ustalıklı dili kadar kurgusuna da şaşırıp “Vay be!” dedim.Sonra tekrar düğümlerin oluştuğu ve çözüldüğü yerlere baktım.Yanılmamıştım.İyi bir kitaptı okuduğum.Akıcı,sürprizli.
Kitap,yazarının kökenlerine paralel bir öyküye sahip.Ama ne kadarı gerçek ya da kurgu bilemem tabii.Hint-Pakistan asıllı bir ailenin Amerika’daki yaşamları,geriye dönüp Pakistan,Hindistan’a gidişleri,bu arada ailenin bir kolu nedeniyle İngiltere’ye uğrayışları,doğu ve batı dünyası arasında gidip gelen duygular ve yaşamlar.

Biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz.
Kuklacı Felek usta,kuklalar da biz
Oyuna çıkıyoruz birer ikişer
Bitti mi oyun,sandıktayız hepimiz.Ömer Hayyam

Alın Yazım,Nafisa Haji’nin Türkçeye çevrilen ilk romanı.Çeviren Figen Dereli.Nafisa Haji kitaplarını İngilizce yazıyor.Romanın orijinalinde olan ve Türkçeye çevrilirken aynen bırakılmış Urduca sıfatlar var.Parantez içinde anlamları verilmiş.Bu da Amerikalı bir yazarın İngilizce eserinde Doğu motiflerinin esintisini,ruhunu aktarıyor bize.
Kitabı keşfetme öyküme gelince. Nafisa Haji’yle Bodrum’da,  haftada bir akşam bir araya geldiğimiz arkadaş grubunda karşılaştım. Bu grubun amacı da dil paylaşımı.Herkes  öğretmek istediği dille öğrenmek istediği dili kullanarak sohbet ediyor.Doğal olarak 72 milletten insana rastlayabiliyorsunuz burada. Nafisa (Nefise)’nin  öğrenmeye devam ettiği  Türkçesiyle benim orta karar İngilizcemi kullanarak yaptığımız ilk sohbette onun yazar olduğunu,eserlerinden ikisinin Türkçeye çevrildiğini öğrendim.Sonra da hemen gidip kitapları internetten ısmarladım.
Nafisa Haji eşi ve oğluyla üç yıldır Bodrum’da yaşıyor.Yazmaya devam ediyor.Geçen yıl ,Bodrum’a öyküleri ve acılarıyla binlercesi gelen göçmenlere yardım için kurulan bir oluşumda eşiyle birlikte  çalışıyorlar.Benim de karınca kararınca katkıda bulunduğum bir oluşum bu.Yolumuz öyle kesişti zaten.
Şimdi sırada Nefise’nin Türkçeye çevrilen ikinci romanı Gözyaşlarının Tadı var.İyi okumalar bana da size de…Bu arada Alın Yazım'ı alın,seveceksiniz.

Alın Yazım:The Writing on My Forehead
Gözyaşlarının Tadı:The Sweetness of Tears

25 Nisan 2016 Pazartesi

UNUTULMUŞ BİR
SUİKASTIN
ANATOMİSİ..
SANTA BARBARA SUİKASTI


Önce 1973 yılına dönelim.ABD’nin Los Angeles kentine yakın Santa Barbara kasabasında bir cinayet işleniyor.Öldüren ailesiyle gençken buralardan gitmiş yaşlı bir ermeni.Öldürülenler ise Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar  ve yardımcısı Bahadır Demir..Suikast,diplomatlara dost elini uzatırmış gibi görünüp pusu kuran yaşlı bir ermeninin günlerce önceden adım adım dakika dakika planladığı gibi gerçekleşiyor.Katil kaçmıyor,hatta otelin resepsiyonuna bile kendisi telefon edip (İki kişiyi öldürdüm,gelin) diyor.Oldukça sakin bir kasaba olan Santa Barbara’da hem oteldekiler hem polis ilk anda şoka giriyorlar.Yalnız onlar değil Ankara da şaşkın.Bu suikast,1920’lerdeki İttihat Terakki liderlerine düzenlenenlerden beri  Ermenilerce yapılan ilk eylem.Geçen yıl Berlin'deki Şehitlik Camiinde 1920'lerde öldürülen iki İttihatçının mezarını görmüştüm.1973 yılında TRT’de çalıştığım için Santa Barbara olayıyla daha yakından ilgiliyim.Bir de bu soğukkanlı  pusuyu ve failinin ruh halini merak ediyorum.Daha sonraları onlarca benzer saldırı olacak,hepsini bültenlerde verecektik.Hatta La Haye büyükelçimizi vuramayan Asala militanları onun gencecik oğlu Ahmet Benler’i vurunca  çok üzülmüştüm.Çünkü Ahmet Benler’le bu olaydan birkaç ay önce La Haye’de tanışmış,epeyce muhabbet etmiştim.Gencecik bir mühendisti.
İşte bu nedenlerle Haluk Sahin'in yazdığı Unutulmuş Bir Suikastın Anatomisi kitabının yayınlandığını duyunca hemen gidip aldım. Kitap 1973 yılında iki diplomatımızın Santa Barbara kentinde öldürülmelerini konu ediyor.Kitap mahkeme tutanaklarına ve FBI belgelerine dayandırılmış.Cinayete giden süreç ,katilin hazırlıkları ve mahkeme gayet detaylı anlatılıyor.Katil Gürgen Mıgırdıç Yanıkyan'ın ilk ifadesi,mahkemedeki sorgusu,jürinin seçimine kadar her şey ayrıntılı.Yanıkyan'ın avukatı James Lindsey davanın savcısı David Minier yargıç John Westwick,.jürinin kararı,verilen hapis cezası,hepsi.Yani 415 sayfalık  kitapta yok yok.Ama bir şey de yok.O da şu:Öldürülen diplomatların, ailelerinin  TC devletinin bir temsilcisi yok mahkemede,onlardan tek kelimeyle bile söz edilmiyor.Sadece yarım sayfa içinde Türk tanıklardan söz edilmiş.Böyle bir şey olabilir mi? Yani mahkemede aileleri ve devleti temsil eden kimse yok muydu?ABD mahkemelerini filmlerden biliyorum sadece.Ama mağdurların temsil edilmemesini aklım almadı.Haluk Şahin öyle boş bir adam da değil.Aklımda bu sorularla yayınevine bir mail attım.Cevap Haluk Şahin’den geldi.
İşte cevap:
“…Sorunuza benzer soruları başkaları da sordu. Bu yargılamayı Türkiye yalnızca bir gözlemci ile izlemiş. Zaten bunun siyasi olmayan bir cinayet davası olduğu tezi ağır basıyordu. Daha sonraki cinayetlerde de Türkiye'nin müdahil olmadığını görüyoruz, sanırım ta Orly katliamına kadar. Belli ki Dışişleri ve Türkiye bu yeni belaya hiç hazır değildi. Nedenlerini de kitapta ima etmeye çalıştım.34 diplomatı öldürülmüş bir ülkede bu konuda çıkmış ilk kitabın benimkisi olması da yeterince anlamlı değil mi?En iyi dileklerimle,Haluk Şahin”

Teşekkürler Haluk Şahin.Ama benim aklımdaki sorular bu yanıta rağmen tamamen gitmedi.Tamam Türkiye müdahil olmamış ama aileleri temsil eden bir avukat da mı yoktu?Neredeyse 353 sayfa tamamen mahkemedeki sorguya ayrılmış.İnanılmaz bir detay var burada.Ama demin de dediğim gibi ne sanığa,ne onun avukatına,ne savcıya,ne hakime soru soran,itiraz eden bir avukat (diplomatların veya ailelerinin) yok ortada Tek kelimeyle bile yok..Haluk Şahin mektubunda (ima etmeye çalıştım) demiş,iyi niyetine şüphe yok  ve emeğine şapka çıkartmak gerekiyor.Ama keşke kitabını okuyanın aklında bu soru işaretleri kalmasaydı.İma etmek yerine bir iki sayfa daha ekleseydi.
Olayı merak edenler için kitap gerçekten bir ilk ve çok bilgi veriyor.Öneriyorum.İyi okumalar…






8 Nisan 2015 Çarşamba

MÜSAİT misiniz?

Müsait dilimize Arapçadan geçen bir kelime.Aslı müsaid مساعد.  Türkçede uygun,elverişli anlamında kullanılıyor.İzin anlamındaki müsaade  مساعدة  de aynı  سعود su'ud kökünden geliyor.Suud'un Arapçadaki anlamı ise şanslı,kutlu...

Türkolojiden sınıf arkadaşım Kemal Bek,şunları yazmış.
 (  Ben doğma büyüme Kasımpaşalıyım. Kasımpaşa'da kullanılan argoda "müsait" sözcüğü TDK sözlüğünün verdiği anlamdan daha ağır anlamda kullanılırdı; sanırım bu gün de kullanılıyordur. Sorun, görevi "durum saptamak" olan sözlüklerden alınılıp alınılmayacağı. Pek iyi, ben de "Kasımpaşalı, eli maşalı" argo deyiminden alınmalı mıyım? Sözgelimi "kapıcı"ya "apartman görevlisi" dedik de ne oldu ki? Boş işlerle uğraşmayalım, önce "kadın"a bakış açımızı terbiye edelim; sözlükler nasıl olsa yaşamı izler.)
Kemal'in yazdıklarına katılıyorum.Kelimeler bir olgunun karşılığıdır,sözlüklerde de yoruma yer yoktur.Kelimeler biz kullandığımız için sözlüklerde yer alırlar ,bizim kullandığımız anlamlarla tabii.Sözlüklerde kelimelerin o anlamlarına karşıysak o anlamları kullanmaya kullanmaya unutturacağız.Tabii bu ha deyince olmuyor,yüzyıllar sürecek bir zihniyet değişikliği gerekiyor.Dil canlı bir varlıktır,bazı kelimeler ölür (arkaik) olurlar,bazen de yeni kelimeler doğar.Kelimeler bazı anlamlarını yitirirken bazı anlamları da kazanırlar.TDK sözlüğünde müsait kelimesinin o anlamını değiştirelim,kabul.Ama sözlüklere müdahalenin herkesin harcı olmayacağını da bilelim lütfen.Müsait'i değiştirirken fahişeyi,kaltağı ne yapalım peki.Ulvi anlamlar mı verelim.Ya pezevenk? Ona hayırsever mi diyeceğiz..Veledizina,piç ya da gayrimeşru çocuk deyimlerini hangi zihniyet türetti? Minicik bebeğe hangi meşru zihniyetiniz gayrimeşru deme gafletinde bulundu..Zina ceza yasalarından bile çıkarılırken kafalarınızdan çıktı mı?. O güzelim Rus romanlarının güzel kahramanı Natasha'yı ne ara küfre çevirdik,unuttunuz mu?Var mısınız sözlüklerde çocukları,kadınları,azınlıkları,dindarları,ateistleri,yoksulları aşağılayan,yaftalayan kelimeleri taramaya.Altından kalkamazsınız.ÇÖZÜM KAFALARI DEĞİŞTİRMEKTE...

Not :
Son günlerde TDK sözlüklerinde müsait kelimesinin bir anlamının kadınları aşağıladığı yolunda tartışmalar var.Müsait kelimesinin (Flört etmeye hazır olan, kolayca flört edebilen (kadın) anlamına karşı çıkılıyor

Tam müsait tartışmasını unutmuştuk ki,şimdi de kirli kelimesinin bir anlamını beğenmemiş birileri.Sözlüklerdeki kelimeler bizim beğenilerimize göre yer almıyor,bizim beğenilerimize göre de çıkarılamıyorlar oradan.Bunu bilelim.Varsa ayrımcı,yanlış bir ifade tartışmaya açık tabii.Ancak şimdiki örnek iyi bir örnek değil.Kirli kelimesi o anlamıyla kullanılıyor.Hem de kadınlarımız tarafından.Dil Derneği Başkanı Sevgi Özel açıklamasında haklı:"Anadolu'daki kadınlar neden oruç tutmadıkları sorulduğunda,kirliyim der.Bunun ayrımcılıkla ilgisi yok.Dilciler sözlüklere bütün anlamları almak zorundadırlar.Eğer halk arasında kullanılıyorsa sözlüğe girmesi şart"

Bizim oralarda "Kirliyken turşuya elini sokma " der kadınlarımız.Bu pis anlamında değildir.TDK sözlüğünde yer aldığı gibi (Aybaşı durumunda bulunan kadın) anlamındadır.
Yormayın bunlarla kendinizi.Daha hoppa,sürtük,hayta,serbest,hovarda,yollu gibi bir dolu kelime var insanların (bize olumsuz gelen,mevcut değer ölçülerine aykırı ) özelliklerine işaret eden.Bu kelimelerde bu anlamlar varken sözlüğe de bu anlam ya-zı-la-cak.
Kaçarı yok.Hem itiraf edelim,ara sıra bu kelimeleri bu anlamlarıyla kullanmıyor muyuz?


4 Ocak 2015 Pazar

OSMANLICA 2)

Osmanlıca üzerine yazdıktan sonra  aynı konuda güzel bir yazıya rastladım.Hürriyet gazetesinde iki bölüm olarak yayınlandı.(2-3 Ocak.2015) Prof.Dr.Atilla Çetin'in ,Yalçın Bayer'in köşesinde yer alan yazısında önemli saptamaları var.
Prof.Çetin "Gariptir şu hali alem,bilen de söyler bilmeyen de söyler" dedikten sonra devam ediyor:
"Osmanlıcanın eski ile hesaplaşmanın bir aracı olarak kullanılması,politik amaçlar için öne sürülerek dayatılması yanlıştır,hatalıdır".Belki göz atarsınız.

http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/yalcin-bayer_42/osmanlica-yaygarasi-1_27879892

http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/yalcin-bayer_42/osmanlica-ile-ne-amaclaniyor-2_27884791

16 Aralık 2014 Salı

Mevlut mu mevlit mi? Orhan Pamuk'un yeni kahramanı:Mevlut.....


Orhan Pamuk yeni bir kitap yazarsa Kafamda Bir Tuhaflık,kitabın kahramanının adı Mevlut olursa,bu da benim aklıma mevlut ve mevlitle ilgili bir madde yazmayı getirir mi?Getirir.Buyurun.
Mevlut ve mevlit Arapça veladet (doğum) kökünden türemişler.Mevlut
مولود  yeni doğan çocuğa dendiği gibi mevlit anlamına da geliyor.Mevlit مولد  ise doğma,doğum demek olduğu gibi Hz.Mahammet’in doğumunu anlatan mesneviye ve bu mesnevinin okunduğu törene verilen ad.Erkek adı olarak kullanılan kelime mevlut ve bu kelimede –L- harfinin ince okunması gerekiyor.Her iki kelime de aslında mevlud ve mevlid şeklinde yazılırken bugün artık mevlut ve mevlit şeklinde sonları –T- ile yazılıyor.Ancak gene bir ek aldıklarında bu harf –d- haline dönüyor.Mevlu-d-u,mevli-d-in gibi.Arapça ilginç bir dil.Aynı kökün çeşitli kalıplar ya da formlara göre türetilmesiyle kelimeler oluşuyor.Bu formlara bakarak o kelimenin anlamını bilmesek bile kökün anlamını biliyorsak aşağı yukarı benzer bir anlamı çıkartabiliyoruz.İşte bu veladet kökünden türeyen ve Türkçe’de kullanılmış ya da hala kullanılan bazı kelimeler;velet (ilk anlamı çocuk,argo anlamını sonradan kazanmış),evlat(aslında veledin çoğuludur ama tekil olarak da kullanılır),valide (çocuğu doğuran),tevellüt,mütevellit.Yaşı kemale erenler bilir eskiden doğum tarihiniz “Tevellüdünüz kaç? diye sorulur,”Akrabalıktan mütevellit (doğan) bir bağımız var” gibi cümleler kullanılırdı.

6 Aralık 2014 Cumartesi

OSMANLICA NEDİR NE DEĞİLDİR? 1)

 Önce uzmanından alıntı yapayım.Faruk Timurtaş* Osmanlıca Grameri kitabında bakın neler yazıyor:"13.yüzyıldan 20.yüzyılın başlarına kadar devam eden ve kendi içerisinde üç devreye ayrılan Osmanlıca (Tarihi Türkiye Türkçesi) bugün artık tamamıyle tarihe karışmış bir yazı dilidir.Bugün için onun devamı ve diriltilmesi değil;eski kültür,ilim ve edebiyat eserlerimizin tanınması bakımından iyice öğrenilmesi bahis konusudur"1964 Bugünlerde toplanan Eğitim Şurası'nda seçmeli olan Osmanlıca dersinin zorunlu olarak okutulması önerisi bize gösterdi ki anlı şanlı gazetecilerimiz dahil Osmanlıca'nın ne olduğunu bilen yok.Osmanlıca,Türkçe esas olmak üzere Arapça ve Farsça çok sayıda kelime ve kuralı barındıran bir yazı dilidir.Bu yazı dilinin Alfabesi de Arap alfabesidir.Yani Osmanlıca yazılıp okunurken halk Osmanlıca konuşmamıştır.Tekrar edelim,Osmanlıca yazı dilidir.Bu zorunlu derse karşı çıkanlar soruyorlar, Yeterli Osmanlıca öğretmeni var mı ki?Evet var,üniversitelerde Türk Dili ve Edebiyatı bölümü öğrencileri eski yazıyı öğrenirler ve 4 yıl boyunca Osmanlıca okuyup yazarlar.Yani öğretmen açısından sorun yok.Ama,önerenlerin gerekçesi olan (Dedelerimizin mezar taşını) okuma meselesine gelince orada biraz duralım.Mezar taşı,kitabe,hat yazısı okuma işi Osmanlıca'nın ileri bir koludur.Hatta Osmanlıca'da el yazısı ile kitap harfleri arasında da çok farklılık olduğundan el yazısını okumak kitap okumaktan daha zordur.Bakın MHP Milletvekili eski TTK Başkanı Yusuf Halaçoğlu** ne diyor:"Bunu ancak cahil olanlar ister.Osmanlıcayı iyi bilen birisi olarak ben bile bazen mezar taşlarını okumakta zorlanıyorum."Yani lisede öğrencilerin öğrene-bile-ceği Osmanlıca,öyle kitabe falan okunmasına yetmez.En doğru öneri CHP Grup başkanvekili Akif Hamzaçebi'den gelmiş:"Kütüphanelerdeki yüzbinlerce Osmanlı eserinin günümüz Türkçe'sine kazandırılmasını destekliyoruz.Ancak bunun için herkesin Osmanlıca öğrenmesi gerekmiyor.Arzu eden seçmeli ders olarak öğrenebilir"Hani dedim ya Osmanlıca'nın ne olduğunu bilmiyoruz diye.Alın size ibretlik bir örnek.İsmet Berkan Hürriyet gazetesindeki köşesinde özetle diyor ki,(Annemin ailesi saraylıymış.Ama anneannemin kardeşlerinin mezar taşları Latin alfabesiyle ve Türkçe yazılı).Sayın Berkan,ecdadınız Harf devriminden sonra öldüyse elbette mezar taşları Latin alfabesiyle yazılmıştır.Berkan devam ediyor:(Ecdadının mezar taşının Osmanlıca kitabeler içermesi kişinin Osmanlı elit sınıfının bir mensubu olduğuna delalet eder).Gene hayır Sayın Berkan.Harf devriminden önce_-yazılı mezar taşı olan_ tüm atalarımızın mezar taşları Osmanlıca yani Arap alfabesi yani eski yazıyla yazılmıştır.O zaman başka seçenek yoktu ki.Ama tabii o zaman da bugünkü gibi  şaşaalı mezar taşları olduğu gibi yalnızca ölenin adı,baba adı(elbette soyadı değil) ve doğum-ölüm tarihinin olduğu mezar taşları da vardı.Kitabeli denilen mezar taşlarında bazı dualar falan yer alırdı.Son bir not,Osmanlıca'da kullanılan alfabe Arap alfabesidir.Buna eski yazı da denebilir.Ama Osmanlıca Arapça demek değildir.Arapça ile Osmanlıca'nın ortak tarafı alfabeleridir.Şimdi Fransızca ile Türkçe'nin ortak alfabesi olması gibi.Ama Osmanlıca'da çok sayıda Arapça kelime olduğu da bir gerçektir.Farsça'nın da ayrı bir alfabesi yoktur,onlar da Arap alfabesini kullanırlar.Osmanlıca'da çok sayıda Farsça kelimenin olması da o zamanki tarihi ve kültürel ilişkilerimizden dolayıdır.1928 yılında harf devrimi yapılınca iki alfabe arasında yavaş yavaş bir geçiş yaşanmıştır.Halkımız iki alfabeyi birbirinde ayırmak için birine eski yazı diğerine yeni yazı demiştir.Bu sayfadaki iki resim Harf devrimi sırasında dağıtılan bir İmla Lügati'nin sayfalarıdır.İşin ilginci bu sözlük eski kitaplardaki gibi sağdan sola doğru açılır.Arap alfabesi sağdan sola doğru yazıldığı için o kitaplar da sağdan sola doğru açılırlardı.

* Prof.Dr Faruk Timurtaş,Türk Dili ve Edebiyatı .
**40 yıl düşünsem Halaçoğlu ile bir noktada anlaşacağım aklıma gelmezdi.

İmla Lügati 1928İmla Lügati 1928

 

 

 

26 Ağustos 2014 Salı

gayr,gayri,gayrı,ağyar.

GAYR,GAYRİ,GAYRI,AĞYAR kelimelerinin kökü aynıdır
Arapça gayr غير غيرى 
Gayr kelimesi yalın haldeyken diğer,başka,yabancı,el anlamında kullanılıyor.Bu kullanımı bugün daha az görülüyor.Gördüğümüzden gayrı bir adam.Beni gayra muhtaç bırakmayın. Gayri,gayrı;Türkçe’de  sonuna –i veya-ı harfi getirilerek kullanılması daha yaygın.
1)Başka,özge,diğer,maada,artık,bundan böyle anlamında.Gayrısını aramayın.Aramızda ayrı gayrı yoktur.Yiyelim gayrı 2) Sıfatların başına getirildiğinde olumsuzluk anlamı veriyor.İşte bu kullanımı  çok yaygın. Bazı örnekler:
gayriahlaki,gayrikanuni,gayrimenkul,gayrisafi,gayriinsani,gayriciddi,gayrimeşru,gayrimüslim vb. Ağyar.       اغيار  Gayr kelimesinin çoğulu.Eski şiirlerde çok kullanılırdı.Yabancılar,dışardakiler anlamında.Efradını cami ağyarını mani.Bir tanımdan,anlatımdan bahsedilirken (ne bir kelime ekleyebilir ne de çıkarabilirsiniz) dersiniz ya işte tam bunun karşılığıdır.Bir örnek daha:Değmiş midir ağyar eli,Hiç görmedim çoktan beri (Nuri)


 
 
 
 
 
 
 
Bu maddeyi yazma nedenim ise BirGün gazetesinde yazan Attila Aşut'un yazısı.Aşut,gayri ve gayrı sözcüklerinin farklı olduğunu yazıyor ki,yanlış.Yukarıda yazdığım gibi bu kelimeler aynı kökten geliyor.Aşut,bir görüşünde haklı,artık gayri kelimesiyle başlayan sıfatlar - ile yazılmıyor.Tek kelime gibi yazılıyor...