Hoş geldiniz!

Benim derdim ne?

Muradım orada burada gördüklerimi, gözüme çarpanları ,gözüme batanları,gözden kaçanları, gözüme girenleri, özellikle basındaki Türkçe yazım ve söyleyiş detaylarını,habercilik hatalarını,sevaplarını yazıvermek...

Kimseyi kırmak,aşağılamak yok...

Eleştirilerin zekice ve efendice yapılanları kabulüm..

Saygılar...








8 Nisan 2015 Çarşamba

MÜSAİT misiniz?

Müsait dilimize Arapçadan geçen bir kelime.Aslı müsaid مساعد.  Türkçede uygun,elverişli anlamında kullanılıyor.İzin anlamındaki müsaade  مساعدة  de aynı  سعود su'ud kökünden geliyor.Suud'un Arapçadaki anlamı ise şanslı,kutlu...

Türkolojiden sınıf arkadaşım Kemal Bek,şunları yazmış.
 (  Ben doğma büyüme Kasımpaşalıyım. Kasımpaşa'da kullanılan argoda "müsait" sözcüğü TDK sözlüğünün verdiği anlamdan daha ağır anlamda kullanılırdı; sanırım bu gün de kullanılıyordur. Sorun, görevi "durum saptamak" olan sözlüklerden alınılıp alınılmayacağı. Pek iyi, ben de "Kasımpaşalı, eli maşalı" argo deyiminden alınmalı mıyım? Sözgelimi "kapıcı"ya "apartman görevlisi" dedik de ne oldu ki? Boş işlerle uğraşmayalım, önce "kadın"a bakış açımızı terbiye edelim; sözlükler nasıl olsa yaşamı izler.)
Kemal'in yazdıklarına katılıyorum.Kelimeler bir olgunun karşılığıdır,sözlüklerde de yoruma yer yoktur.Kelimeler biz kullandığımız için sözlüklerde yer alırlar ,bizim kullandığımız anlamlarla tabii.Sözlüklerde kelimelerin o anlamlarına karşıysak o anlamları kullanmaya kullanmaya unutturacağız.Tabii bu ha deyince olmuyor,yüzyıllar sürecek bir zihniyet değişikliği gerekiyor.Dil canlı bir varlıktır,bazı kelimeler ölür (arkaik) olurlar,bazen de yeni kelimeler doğar.Kelimeler bazı anlamlarını yitirirken bazı anlamları da kazanırlar.TDK sözlüğünde müsait kelimesinin o anlamını değiştirelim,kabul.Ama sözlüklere müdahalenin herkesin harcı olmayacağını da bilelim lütfen.Müsait'i değiştirirken fahişeyi,kaltağı ne yapalım peki.Ulvi anlamlar mı verelim.Ya pezevenk? Ona hayırsever mi diyeceğiz..Veledizina,piç ya da gayrimeşru çocuk deyimlerini hangi zihniyet türetti? Minicik bebeğe hangi meşru zihniyetiniz gayrimeşru deme gafletinde bulundu..Zina ceza yasalarından bile çıkarılırken kafalarınızdan çıktı mı?. O güzelim Rus romanlarının güzel kahramanı Natasha'yı ne ara küfre çevirdik,unuttunuz mu?Var mısınız sözlüklerde çocukları,kadınları,azınlıkları,dindarları,ateistleri,yoksulları aşağılayan,yaftalayan kelimeleri taramaya.Altından kalkamazsınız.ÇÖZÜM KAFALARI DEĞİŞTİRMEKTE...

Not :
Son günlerde TDK sözlüklerinde müsait kelimesinin bir anlamının kadınları aşağıladığı yolunda tartışmalar var.Müsait kelimesinin (Flört etmeye hazır olan, kolayca flört edebilen (kadın) anlamına karşı çıkılıyor

 

4 Ocak 2015 Pazar

OSMANLICA 2)

Osmanlıca üzerine yazdıktan sonra  aynı konuda güzel bir yazıya rastladım.Hürriyet gazetesinde iki bölüm olarak yayınlandı.(2-3 Ocak.2015) Prof.Dr.Atilla Çetin'in ,Yalçın Bayer'in köşesinde yer alan yazısında önemli saptamaları var.
Prof.Çetin "Gariptir şu hali alem,bilen de söyler bilmeyen de söyler" dedikten sonra devam ediyor:
"Osmanlıcanın eski ile hesaplaşmanın bir aracı olarak kullanılması,politik amaçlar için öne sürülerek dayatılması yanlıştır,hatalıdır".Belki göz atarsınız.

http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/yalcin-bayer_42/osmanlica-yaygarasi-1_27879892

http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/yalcin-bayer_42/osmanlica-ile-ne-amaclaniyor-2_27884791

16 Aralık 2014 Salı

Mevlut mu mevlit mi? Orhan Pamuk'un yeni kahramanı:Mevlut.....


Orhan Pamuk yeni bir kitap yazarsa Kafamda Bir Tuhaflık,kitabın kahramanının adı Mevlut olursa,bu da benim aklıma mevlut ve mevlitle ilgili bir madde yazmayı getirir mi?Getirir.Buyurun.
Mevlut ve mevlit Arapça veladet (doğum) kökünden türemişler.Mevlut
مولود  yeni doğan çocuğa dendiği gibi mevlit anlamına da geliyor.Mevlit مولد  ise doğma,doğum demek olduğu gibi Hz.Mahammet’in doğumunu anlatan mesneviye ve bu mesnevinin okunduğu törene verilen ad.Erkek adı olarak kullanılan kelime mevlut ve bu kelimede –L- harfinin ince okunması gerekiyor.Her iki kelime de aslında mevlud ve mevlid şeklinde yazılırken bugün artık mevlut ve mevlit şeklinde sonları –T- ile yazılıyor.Ancak gene bir ek aldıklarında bu harf –d- haline dönüyor.Mevlu-d-u,mevli-d-in gibi.Arapça ilginç bir dil.Aynı kökün çeşitli kalıplar ya da formlara göre türetilmesiyle kelimeler oluşuyor.Bu formlara bakarak o kelimenin anlamını bilmesek bile kökün anlamını biliyorsak aşağı yukarı benzer bir anlamı çıkartabiliyoruz.İşte bu veladet kökünden türeyen ve Türkçe’de kullanılmış ya da hala kullanılan bazı kelimeler;velet (ilk anlamı çocuk,argo anlamını sonradan kazanmış),evlat(aslında veledin çoğuludur ama tekil olarak da kullanılır),valide (çocuğu doğuran),tevellüt,mütevellit.Yaşı kemale erenler bilir eskiden doğum tarihiniz “Tevellüdünüz kaç? diye sorulur,”Akrabalıktan mütevellit (doğan) bir bağımız var” gibi cümleler kullanılırdı.

6 Aralık 2014 Cumartesi

OSMANLICA NEDİR NE DEĞİLDİR? 1)

 Önce uzmanından alıntı yapayım.Faruk Timurtaş* Osmanlıca Grameri kitabında bakın neler yazıyor:"13.yüzyıldan 20.yüzyılın başlarına kadar devam eden ve kendi içerisinde üç devreye ayrılan Osmanlıca (Tarihi Türkiye Türkçesi) bugün artık tamamıyle tarihe karışmış bir yazı dilidir.Bugün için onun devamı ve diriltilmesi değil;eski kültür,ilim ve edebiyat eserlerimizin tanınması bakımından iyice öğrenilmesi bahis konusudur"1964 Bugünlerde toplanan Eğitim Şurası'nda seçmeli olan Osmanlıca dersinin zorunlu olarak okutulması önerisi bize gösterdi ki anlı şanlı gazetecilerimiz dahil Osmanlıca'nın ne olduğunu bilen yok.Osmanlıca,Türkçe esas olmak üzere Arapça ve Farsça çok sayıda kelime ve kuralı barındıran bir yazı dilidir.Bu yazı dilinin Alfabesi de Arap alfabesidir.Yani Osmanlıca yazılıp okunurken halk Osmanlıca konuşmamıştır.Tekrar edelim,Osmanlıca yazı dilidir.Bu zorunlu derse karşı çıkanlar soruyorlar, Yeterli Osmanlıca öğretmeni var mı ki?Evet var,üniversitelerde Türk Dili ve Edebiyatı bölümü öğrencileri eski yazıyı öğrenirler ve 4 yıl boyunca Osmanlıca okuyup yazarlar.Yani öğretmen açısından sorun yok.Ama,önerenlerin gerekçesi olan (Dedelerimizin mezar taşını) okuma meselesine gelince orada biraz duralım.Mezar taşı,kitabe,hat yazısı okuma işi Osmanlıca'nın ileri bir koludur.Hatta Osmanlıca'da el yazısı ile kitap harfleri arasında da çok farklılık olduğundan el yazısını okumak kitap okumaktan daha zordur.Bakın MHP Milletvekili eski TTK Başkanı Yusuf Halaçoğlu** ne diyor:"Bunu ancak cahil olanlar ister.Osmanlıcayı iyi bilen birisi olarak ben bile bazen mezar taşlarını okumakta zorlanıyorum."Yani lisede öğrencilerin öğrene-bile-ceği Osmanlıca,öyle kitabe falan okunmasına yetmez.En doğru öneri CHP Grup başkanvekili Akif Hamzaçebi'den gelmiş:"Kütüphanelerdeki yüzbinlerce Osmanlı eserinin günümüz Türkçe'sine kazandırılmasını destekliyoruz.Ancak bunun için herkesin Osmanlıca öğrenmesi gerekmiyor.Arzu eden seçmeli ders olarak öğrenebilir"Hani dedim ya Osmanlıca'nın ne olduğunu bilmiyoruz diye.Alın size ibretlik bir örnek.İsmet Berkan Hürriyet gazetesindeki köşesinde özetle diyor ki,(Annemin ailesi saraylıymış.Ama anneannemin kardeşlerinin mezar taşları Latin alfabesiyle ve Türkçe yazılı).Sayın Berkan,ecdadınız Harf devriminden sonra öldüyse elbette mezar taşları Latin alfabesiyle yazılmıştır.Berkan devam ediyor:(Ecdadının mezar taşının Osmanlıca kitabeler içermesi kişinin Osmanlı elit sınıfının bir mensubu olduğuna delalet eder).Gene hayır Sayın Berkan.Harf devriminden önce_-yazılı mezar taşı olan_ tüm atalarımızın mezar taşları Osmanlıca yani Arap alfabesi yani eski yazıyla yazılmıştır.O zaman başka seçenek yoktu ki.Ama tabii o zaman da bugünkü gibi  şaşaalı mezar taşları olduğu gibi yalnızca ölenin adı,baba adı(elbette soyadı değil) ve doğum-ölüm tarihinin olduğu mezar taşları da vardı.Kitabeli denilen mezar taşlarında bazı dualar falan yer alırdı.Son bir not,Osmanlıca'da kullanılan alfabe Arap alfabesidir.Buna eski yazı da denebilir.Ama Osmanlıca Arapça demek değildir.Arapça ile Osmanlıca'nın ortak tarafı alfabeleridir.Şimdi Fransızca ile Türkçe'nin ortak alfabesi olması gibi.Ama Osmanlıca'da çok sayıda Arapça kelime olduğu da bir gerçektir.Farsça'nın da ayrı bir alfabesi yoktur,onlar da Arap alfabesini kullanırlar.Osmanlıca'da çok sayıda Farsça kelimenin olması da o zamanki tarihi ve kültürel ilişkilerimizden dolayıdır.1928 yılında harf devrimi yapılınca iki alfabe arasında yavaş yavaş bir geçiş yaşanmıştır.Halkımız iki alfabeyi birbirinde ayırmak için birine eski yazı diğerine yeni yazı demiştir.Bu sayfadaki iki resim Harf devrimi sırasında dağıtılan bir İmla Lügati'nin sayfalarıdır.İşin ilginci bu sözlük eski kitaplardaki gibi sağdan sola doğru açılır.Arap alfabesi sağdan sola doğru yazıldığı için o kitaplar da sağdan sola doğru açılırlardı.

* Prof.Dr Faruk Timurtaş,Türk Dili ve Edebiyatı .
**40 yıl düşünsem Halaçoğlu ile bir noktada anlaşacağım aklıma gelmezdi.

İmla Lügati 1928İmla Lügati 1928

 

 

 

26 Ağustos 2014 Salı

gayr,gayri,gayrı,ağyar.

GAYR,GAYRİ,GAYRI,AĞYAR kelimelerinin kökü aynıdır
Arapça gayr غير غيرى 
Gayr kelimesi yalın haldeyken diğer,başka,yabancı,el anlamında kullanılıyor.Bu kullanımı bugün daha az görülüyor.Gördüğümüzden gayrı bir adam.Beni gayra muhtaç bırakmayın. Gayri,gayrı;Türkçe’de  sonuna –i veya-ı harfi getirilerek kullanılması daha yaygın.
1)Başka,özge,diğer,maada,artık,bundan böyle anlamında.Gayrısını aramayın.Aramızda ayrı gayrı yoktur.Yiyelim gayrı 2) Sıfatların başına getirildiğinde olumsuzluk anlamı veriyor.İşte bu kullanımı  çok yaygın. Bazı örnekler:
gayriahlaki,gayrikanuni,gayrimenkul,gayrisafi,gayriinsani,gayriciddi,gayrimeşru,gayrimüslim vb. Ağyar.       اغيار  Gayr kelimesinin çoğulu.Eski şiirlerde çok kullanılırdı.Yabancılar,dışardakiler anlamında.Efradını cami ağyarını mani.Bir tanımdan,anlatımdan bahsedilirken (ne bir kelime ekleyebilir ne de çıkarabilirsiniz) dersiniz ya işte tam bunun karşılığıdır.Bir örnek daha:Değmiş midir ağyar eli,Hiç görmedim çoktan beri (Nuri)


 
 
 
 
 
 
 
Bu maddeyi yazma nedenim ise BirGün gazetesinde yazan Attila Aşut'un yazısı.Aşut,gayri ve gayrı sözcüklerinin farklı olduğunu yazıyor ki,yanlış.Yukarıda yazdığım gibi bu kelimeler aynı kökten geliyor.Aşut,bir görüşünde haklı,artık gayri kelimesiyle başlayan sıfatlar - ile yazılmıyor.Tek kelime gibi yazılıyor...


 

 

17 Ağustos 2014 Pazar

Ulalıca,Ula,Ula ağzı 2


Ve Ulalıca bazı kelimeler
yasteç=büyük kesme tahtası (adı üstünde tahtadan olacak)
hapaz= büyük tahta spatula,sac ekmeğini çevirmek için
billor=bardak
bardak=testi
testi,desti= küçük toprak küp
gandil=lamba
asmalı gandil= gemici feneri
bestel=içinde meyve,kabak,karpuz kabukları pişirilmiş pekmez
ağda=pekmez
isbirte,ispirte= kibrit (muhtemelen Yunanca spirtadan)
iç donu= don
sofralık= sofra tahtası
ekmek mendili= ekmeklerin kurumaması için sarıldığı kalınca örtü
ensi= yanan odun parçası
ısıran= soba,mangal için kullanılan demir spatula
ölçermek:yanan odunları düzeltmek,
tütün kazığı= fidan dikmeye yarayan ucuna demir geçirilmiş tahta çubuk:Sivri tarafı toprağa sokulur,biraz döndürülür,çekilir,oluşan çukura fidan konur,tütün kazığı fidanın birkaç santim yanına tekrar sokulup,fidanın sıkışması sağlanır.Böylece fidan sabitlenmiş olur.Tütün kazığı denmesinin nedeni de eskiden yörede yaygın olarak tütün yetiştirilmesi.
gırmandal=tütünlerin kurutulduğu kerevet
keletir:çok büyük sepet
urfasa: uğurlu olduğuna inanılan şey
cırcır: fermuar
manar: büyük balta
ganişeden (kan işeten):zakkum
zulfata ağacı:okaliptus
zulfata: kinin
yolkapı: bahçe kapısı
kaynatma: büyük yassı bakır kazan
gönlü bulanmak: midesi bulanmak
emsiz: beceriksiz,sakar
kapaksız: büyüklerine cevap yetiştiren

çocuklar için (terbiyesiz)
şapdamak: büyüklerine cevap yetiştiren çocuk

mostra,mostralık: örnek
tarna:tarhana
şaşta: nişasta
çitim: Genelde üzüm için.Salkımın küçük parçası.
Bazen de -r- ile başlayan kelimelere sesli harf ekleniyor:

irezil,ırakı,ercep,
irenk:
İşte bunu hayatta tahmin edemezsiniz;salça.
hayat,evin hemen önünde,genelde üstü çardakla örtülü,zemini süpürmekten sertleşmiş toprak olan avlu.
nahasın:nasılsın
irim: iki tarafı ağaçlı patika
meşgit:mescit

yargın:sırt
çiğin: omuz
mandil:mendil
Tütün kazığı
çelmek:Ayak ayak üstüne atmak.Pek hoş karşılanmaz.
bingeşmek:ayakkabı vb için,üst üste gelmek.İşlerin ters gideceğine yorulur.O nedenle ayakkabı hemen düzeltilmelidir..
yemiş: incir
kuru yemiş:kuru incir.Ula'da bu kullanım komik olaylara yol açar.Kuru yemiş istediğinizde büyük ihtimalle size kuru incir ikram ederler..
horansa:pırasa
sokum: Ekmek vb için,bir parça,bir lokma..
örke:öfke
kuyruklu: akrep
şırkmak:birini şiddetle sarsmak
tebdili şaşmak:  uykudan aniden kalkma veya bir şok anında nerede olduğunu bilememek,yönünü şaşırmak
acızlanmak:(muhtemelen Arapça aciz kelmesinden türetilmiş)Bir şeye üşenmek,yapası gelmemek..

 

16 Temmuz 2014 Çarşamba

Murat Belge,Edebiyatta Ermeniler,kafama takılan sorular...

Bu bir kitap eleştirisi değil birkaç not sadece....
Hevesle aldığım ama zor   bitirdiğim bir kitap oldu.Konu iyiydi.Türk edebiyatında azınlıklara yaklaşımın bir kanadını öğrenirim diye aldığım kitapta bir toparlayamama durumu gördüm.Çeşitli tarihlerde yazılmış bir dizi yazıyı bir araya getiren kitaptaki dağınıklık beni rahatsız etti
Varan bir gol bir.(Sf 18.Bu yeni fasıl ASALA’nın Amerika’da kurulduktan sonra (1975) Beyrut’ta Başkonsolos Mehmet Baydar’la Konsolos Bahadır Demir’i ve Viyana’da Büyük Elçi (kitapta aynen böyle yazılı) Daniş Tunalıgil’i öldürmesiyle açıldı)
Oysa,
-Mehmet Baydar ve Bahadır Demir 1975’te değil,27.01.1973’te ABD’nin Santa Barbara kentinde öldürüldü,yani Beyrut’ta değil.
--ASALA ABD’de değil Beyrut’ta kuruldu.
--ASALA eylemler başladıktan iki yıl sonra 1975’te kuruldu.
30.sayfada tam kavrayamadığım bir saptama var.Beyoğlu Batakhaneleri isimli bir kitaptan bahsedilerek şöyle deniyor: (Yazarı bilinmiyor.Ama ilginç olan yalnız başına yazarın bilinmemesi durumu değil.İlginçlik,yayıncısıyla tamamlanıyor.İstanbul Maarif Kitaphanesi!Yani “terbiyevi” bir kitapla karşı karşıyayız.devletimiz bizi bilgilendiriyor,uyarıyor)
Burada maarif kelimesiyle ve yayıneviyle  devlet arasındaki bağlantıyı anlayamadım.O zaman Saatli Maarif Takvimi'ni de devlet mi çıkarıyor?
Murat Belge,edebiyatta Ermeniler konusunu işlerken yazarların dil yanlışlarına da epeyce örnek veriyor.(bunlar dilsel bozukluklar.sf 172,..günlük dilsel kullanımın çok uzağında sözler..sf 216,..dil yanlışları da eksik değil sf 129,..oralarda da Türk dili zor pozisyonlarda kalabiliyor sf 121).
Ama biz aynı titizliği bu kitapta göremiyoruz ..
Murat Belge,yazar Herkül Millas’ın kitaplarından da alıntılar yapıyor.Ama Herkül Millas’ın soyadı çoğu yerde Milas olarak yanlış yazılıyor .sf 180,181,182.İşin ilginç tarafı Millas’ın bazı kitapları İletişim Yayınları’nda basılmış.Yayınevi ,kendi yazarının adını bilmiyor olabilir mi?
Bitirmeden ekleyeyim,bir kelimeyi anlayamadım;egsotik  sf 216,217